JAPON SPORLARI

Judo

Judo Nedir?

JUDO, yumuşaklık yoludur. JU'nun içinde teknik ve fizik eğitim vardır. Binlerce kez tekrarlanan teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Judo'da kaba kuvvete yer yoktur. DO, eğitimin tamamen felsefesidir. Ruh eğitimini içerir. Judo ustaları, öğrencilerine eğitimin süreci içinde doğruluk, nezaket, sabır, sevgi ve saygı kavramlarını öğretir. Sporcusunun zekasını geliştirir ve kendi başına hareket etme yeteneğini kazandırır. Böylece kendine güven, nefse hakimiyet ve konsantre olabilme duyguları gelişir. Judo'da beden ve ruh gelişimi beraberce ele alınır. Teknik çalışmalarda başlıca prensip "rakibe mukavemet etmeme" ve "kuvvete karşı koymama"dır. Bu arada kaldıraç, merkezkaç, moment gibi az kuvvetle çok iş yapma esasına dayanan fizik kurallarından ve en önemlisi "denge bozma" ve "rakibin kuvvetinden yararlanma" kuralını uygulamaktır. Judo'da kuvvet yoktur. Bütün şiddet hareketleri yasaktır. Judoka, hasmına acı vererek değil, onu acı sınırının yanına getirerek üstünlük sağlar. Judo'nun eğitimi belirli bir sıra takip eder. Önce, düşmeler ve alçak seviyeli düşüşlere dayalı atış teknikleri öğretilir. Duruş, yakalama, vücut dönüşleri ve hareketinden denge bozma ile 4 ana prensibe dayalı atışın şekilleri tamamen bilimsel yöntemlere dayalıdır.

Judo'nun Tarihçesi

Japonya'daki egemen dinler şinto ve Budizm'dir. Judo, Jujutsu'dan doğan spor dallarından biridir. Jujutsu ve Judo Çin karakteri ile yazılan kelimeler olup Juher ikisinde de 'Yumuşaklık' veya 'Yolverme', Jutsu 'Sanat Çalışma', 'Do' ise 'Prensip' veya 'Yol' anlamına gelmektedir. Jujutsu 'Yumuşaklık Yolu', Kodokan ise 'Yolu Çalışma Okulu' demektir. Judonun amacı, zihinsel ve ahlaki disiplin yoluyla sağlam karakterli insan yetiştirirken vücudu kuvvetli, faydalı ve sağlıklı yapmaktır. Judoda birinci kural, kuvvete karşı koymadan rakibin kuvvetinden yararlanmak, ikinci kural ise şiddet kullanmamaktır. Judo bu tür kuralları bedensel ve zihinsel enerjiden en üstün ve en uygun bir şekilde kullanabilme yöntemini öğretirken, bunu yaşamın her döneminde de kullanmasını sağlar.

Judo'da Teknikler

Ayaktan atış, yerde mücadele ve vuruş teknikleri olmak üzere, üç büyük grupta toplanır. Ayaktan atış teknikleri; elle, kalça ile ve ayakla olmak üzere üç kısımdır. Bunun yanısıra, kendini yere atarak yapılan teknikler vardır. Ayaktan atış teknikleri 40 adettir. 65adet olan yer teknikleri içinde hareketsiz bırakma, boyun ve kol kilidi teknikleri bulunmaktadır Ate Waza ismi verilen vuruş teknikleri içinde aşağı yukarı karate bünyesinde yer alan tüm vuruşlar yer almaktadır. Bu son bölüm, yarışmalarda kullanılmamaktadır. Judo'nun kendini koruma kısmında ele alınmaktadır. Judo'nun bünyesinde Aikido'nun tüm duruş, tutuş, vücut dönüşü ve atışları da yer almaktadır. Ayrıca Jui Jutsu, Judo'nun bir nevi ilkel şekli olup, özellikle silahlı kuvvetler ve emniyet güçleri bünyesinde göğüs göğüse mücadele kapsamı içinde uygulanmaktadır.

Türk spor kültürünü inceleyecek olursak, Judo sporunun kökünü eski Türkler'de buluruz. Orta Asya'da Türk Devletleri tarafından yaygın olarak yapılan ve tüm dünyaya tanıtarak, artık dünya şampiyonaları düzenlenen Kuraş, Judo'nun atasıdır. Bu spor da judo elbisesine benzer bir elbise ile yapılır. Bunun örneklerini ülkemizin bazı yöre lerinde de görmek mümkündür. Bugünün modern judo sporu, Japon Jigaro Kano tarafından kurulmuştur. Kano, 1860 yılında Kobe kentinde doğmuş, siyasal bilgiler eğitimi almış, milli eğitimde görev yapmış, Japon rahipleri başkanlığı ve senatörlük gibi devlet işlerinde bulunmuş ve 1938 yılında ölmüştür. Jigaro Kano, 1882 yılına kadar uzun bir jui jutsu eğitimi almış, bu tarihten sonra Jui Jutsu'nun zararlı bulduğu teknikleri ayıklayarak, kendi deyimi ile JU JUTSU DO dediği JU DO'yu kurmuş, eğitim verdiği dojoya da KODOKAN ismini vermiştir. Bu Orta Asya mücadele sporunun, Jui jutsu adı altında Japonya'ya gelişi ise 17. yüzyılda CHEN YUAN PİNG isimli bir Çinli usta eli ile olmuştur. Türkiye'de Judo resmen 1962 yılında başlamıştır. Halil YÜCESES, İbrahim ÖZTEK, Feridun YENİSEY, Aydın ÖZTEK, Ergun GÖKTUNA, Muvahhit BAYMUR, Engin ÇORUH, Namık EKİN, Berkol ÖKTEN, Nazım CANCA, Ayhan SEZGİ, Natık CANCA Şefik GÜVEN, Metin ALTINZİNCİR gibi Silahlı Kuvvetler veya Emniyet Güçleri bünyesinde görevli sporseverler, küçük gruplar halinde önce İstanbul ve Ankara'da daha sonra da tüm yurtta bu sporun öncüleri olmuşlardır. Bu Budoka'lar, Judo sporunun yanı sıra Karate, Aikido ve Jui Jutsu sporlarında da çalışmışlar, çeşitli gösterilerle bu branşları tanıtmışlardır. Judo sporuna; Letterie, Kawabe Chiba Novowitch, Barraco, Ra, Yoshimura, Yodoya Varoşçuk, Dörbant, Maissner, Onozavwa ve Aramaki gibi birçok yabancı hocanın da zaman zaman önemli katkıları olmuştur. 1974 Yılından bu yana Balkan Şampiyonaları'nda, takımımız madalyalı başarılarını sürdürdü. İlk Balkan şampiyonu olan sporcumuz ise 63 kg'de Adnan ÖZMEN'dir. 1978 yılında Milli Takımımız Avrupa Takımlar Şampiyonasunda 4. olmuştur. Yine ilk kez Gençler Avrupa Şampiyonosu'nda 66 kg'da Gamze SAKIZLIGİL ile 52 kg'da Hülya ŞENYURT bronz madalya kazanmışlardır. Bu şampiyona, 1990 yılında Ankara'da yapılmıştır.1992 yılında ilk kez 48 kg'da Hülya ŞENYURT Barcelona'da Olimpiyat 3'üncüsü olmuştur. İlk Dünya Şampiyonluğu derecesi de Mısır'da yapılan Dünya Şampiyonası'nda İlknur KOBAŞ tarafından elde edilmiştir.1997 yılında Avrupa Şampiyonası'nda ilk kez 65 kg'da Hüseyin ÖZKAN ile Selim TATAROĞLU'nun almış olduğu altın madalyalar ile yine 1997 Akdeniz Oyunları'nda Hüseyin ÖZKAN'ın aldığı altın, Selim TATAROĞLU'nun aldığı gümüş, 48 kg'da Gülnigar GÜLSARAN, kg'da Neşe YAZICI, 66 kg'da Gamze SAKIZLIGİL ve 72 kg'da Zarife YILDIRIM'ın kazandığı bronz madalyalar, Gençlik Olimpik Günlerinde 50 kg'da Erbay FINDIK ve Ebru AKTAN'ın kazandığı gümüş, 52 kg'da Zehra DOĞAN'ın elde ettiği bronz madalyaları, yine Balkan Ümitler Şampiyonası'nda elde edilen 7 altın, 9 gümüş, 8 bronz madalya ve turnuvalardaki üstün başarılar ile Türk judosu bugüne kadarki en parlak devrini yaşamıştır. 1951'de Internasyonal Judo Federasyonu (IJF) , 1952'de Avrupa Judo Birliği (EJU) kuruldu. İlk Dünya Şampiyonası 1956 yılında Tokyo'da yapıldı. Judo 1964 Tokyo Olimpi yatları ile Olimpik spor oldu.

Dünyada Judonun Gelişimi

Judonun Do'su, diğer Uzakdoğu sporlarındaki Do ile aynı anlamı taşır. Örneğin Aiki-Do, Taekwon-Do gibi. Bu bakımdan Do, tarihsel süreç içinde tek kökenden gelme felsefik bir sistemdir. Uzakdoğu'da Konfiçyüslük'e karşı LAOTZU tarafından TAOİZM olarak oluşturuldu. Tüm Uzakdoğu sporları kuşak renklerini, simgelerini, gelenek ve göreneklerini, disiplinini, TAOİZM'den aldı. Örneğin kuşak renkleri katedilen yolu, kırmızı kuşak iç aydınlatmayı, beyaz elbise saflığı ve dinginliği simgeler. Judodaki katalar ise doğayı ve evreni yorumlar. Bu sistem Uzakdoğu'da belirli yörelerin ve inanç sistemlerinin etkisi altında kalarak Çin'de, Kore'de, Japonya'da değişikliğe uğradı. Örneğin Japonya'da Bushi-Do, Zen-Do, Çin'de Kung-Do ya da Kung-Fu, Kore'de Taekwon-Do gibi. O dönemlerde Japonya'da feodal bir düzen söz konusuydu. Feodalite hem inançsal geleneğin sürdürülmesini isterken hem de hayatta kalabilme mücadelesinde kılıcın, ayak ve ellerin farklı tekniklerle gelişimini sağladı ve feodalitenin bu sisteminden SAMURAİ, Zen, Ken-Do gibi savaşçılar felsefi yapılar, kılıç ve döğüş sanatları ortaya çıktı. Bu sanatlardan biri de Jujutsu idi. Taijustu ve yawara olarak da bilinen jujutsu atış, vuruş, tekme, hançerleme, boğma, kol veya bacağı kıvırma gibi atak yapma ve bu ataklara karşı bir savunma sistemiydi. Jujutsu teknikleri çok eski tarihlerde bilinmesine rağmen 16. yüzyılın son yarısında sistemli olarak çalışıp Edo döneminde (1603-1868) bir sanata dönüştü ve birçok okulda ustalar tarafından öğretildi. Ancak 1800'lü yıllarda Japonya'da feodalite yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayınca, feodalitenin dövüş sanatlarından daha çok spora yönelik yeni sistemli teknikler oluşturuldu. Örneğin Jigaro KANO, yalnız atış, boğuş, kırış, tutuş, teknikleriyle JUDO'yu, VEŞİBA; hasmın oynak yerlerinden yararlanarak, etkisiz hale getirme tekniğiyle AİKİDO'yu kurdular. Böylece bu sistemden JUDO, AİKİDO, KARATE, SAWATE, KENDO, AİKİDO gibi sporlar icat edildi. Prof. Jigaro KANO gençliğinde hocalarıyla Jujutsu çalışırken onların bilgilerinden yararlanıp, rakibine vururken ve onu atarken uygulanan kuralı aradı ve sonunda 'Zihni ve fiziksel enerjiyi en iyi şekilde kullanmak'temel prensibi keşfederek 1884 yılında KODOKAN Okulu'nu kurdu. 1887'lerde de judonun teknik formüllerini oluşturdu. 1922 yılında 'KODOKAN Kültür Toplumu Eğitim Cemiyeti' kuruldu. Jigaro KANO, yetiştirdiği öğrencilerini 1900'lü yıllarda Avrupa ve Amerika'ya göndererek judonun dünyaya yayılmasını sağladı. Avrupa'da ilk judo karşılaşması 1918'de İngiltere'de yapıldı. 1951 yılında merkezi Paris'te olan Uluslararası Judo Federasyonu (IJF) kuruldu. 1956'da ilk Dünya Şampiyonası düzenlendikten sonra 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda olimpik spor olarak kabul edildi. 1956, 1958 ve 1961 yıllarında düzenlenen Dünya Şampiyonaları yalnız erkeklerde ve açık sıklet olarak yapıldı. 1979'da Fransa'da yapılan Dünya Şampiyonası'nda ise bugünkü sıkletler kullanılmaya başlandı. Bayanlarda Dünya Şampiyonası ilk kez 1980 yılında New York'da düzenlenirken, 1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları'nda müsabakalara ilk kez bayanlar da katıldı. Tüm dünyada hızla yayılan judo, bilim adamları, pedagoglar ve doktorlar tarafından ailelere, çocuğun ruh ve fiziksel gelişimi açısından önemle tavsiye edilmektedir. 7'den 70'e kadar, herkesin kendisine göre oluşturulmuş teknik ve egzersizlerle yaptığı bu spor, olimpiyatlarda ülkelerarasında en fazla katılımın sağlandığı bir spordur.

Türkiyede Judonun Gelişimi

Bazı kaynaklara göre, judo, Orta Asya'da doğmuş olan eski bir Türk sporudur. Fakat daha sora Japonlara geçti ve onlar tarafından stilize edildi. Judo, ülkemizde 1960'lı yıllarda Askeri ve Polis Okulları ile Komanda Birlikleri'nde yapılmaya başlandı. 1962 yılında Japonya'ya güreş antrenörü olarak giden Halil Yüceses orada judo eğitimi aldıktan sonra dönüşünde Eminönü Denizcilik Lokali ve Fatih Güreş Kulübü'nde ilk judo çalışmasını başlattı. Daha sonra Üsküdar Anadolu Kulübü'nde Halil Yüceses ile birlikte Namık Ekin, bu çalışmalara devam etti. Judo sporu 1964 yılında önce Güreş Federasyonu'na bağlandı, 1966 yılında ise bağımsız bir federasyon oldu. Judo Federasyonu'nun kurulmasının ilk başkanlığına da Hakkı Isıgöllü'nün atanmasının ardından 1967'de ilk Türkiye Şampiyonası düzenlendi.

1969-1979 yılları arasında Judo ve Taekwondo, 1980-1990 arasında ise Judo ve Karate Federasyonu olarak faaliyetlerini yürüten federasyon, 1990 yılından itibaren Judo Federasyonu adı altında hizmet verdi. Kuruluşundan 1993 yılına dek atama ile göreve gelen Federasyon Başkanları bu tarihte çıkarılan yönetmeliğe göre seçimle görev almaya başladılar, ilk seçimlerde Natık Canca Judo Federasyonu Başkanı oldu. 1964 yılında Halil Yüceses, Rıza Doğan, Mucahit Baymur, Nazım Canca, Ergun Göktuna gibi hocalar judonun yayılması için faaliyet gösterirken, Hollanda Kral Signel Deniz Assubay Okulu ve Milli Türk Talebe Birliği'nde daha sonra judonun gelişmesinde öncü rol olan Namık Ekin, İbrahim ve Aydın Öztek, Feridun Yenisey, Feridun Başaran gibi sporcuları çalıştırdı. 1968 yılında Fransiz Michel Novovitch'in Türkiye'ye antrenör olarak gelmesiyle modern judo başladı. 1969 yılında Japon Kültür Derneği'nin girişimiyle Vaseda Üniversitesi'nden Yoşimura ülkemize gelerek, kadokan stilinin gelişmesine yardımcı oldu. 1970 yılında gelen Güney Koreli Ra Soo Cho, ilk resmi müsabaka olan 1971 Akdeniz Oyunları'na milli takımı hazırladı. 1974 yılında Japon Yodoya ülkemize gelen bir diğer önemli yabancı hoca oldu ve 1975 Akdeniz Oyunları'na katılan ekibimizi çalıştırdı. Namık Ekin, 1970 yılında ABD'de elde ettiği Teksas Şampiyonluğu ile yurtdışında madalya kazanan ilk sporcumuz oldu. 1971 yılında düzenlenen İzmir Akdeniz Oyunları'nda ilk resmi müsabakaya katılan judocularımız büyük başarı göstererek 5 sıklette 5 madalya kazandılar. (63 kiloda Ali Demir bronz, 70 kiloda Süheyl Yeşilnur gümüş, 78 kiloda Namık Ekin bronz, 95 kiloda Kamil Korucu gümüş, +95 kiloda Ali Berber bronz madalya). İlk kez 1975 yılında İstanbul'da yapılan Balkan Şampiyonası'nda 63 kiloda Adnan Özmen altın madalya alırken, ekibimiz 3'lük elde etti. Aynı yıl Cezayir'de yapılan Akdeniz Oyunları'nda Ali Demir 71 kiloda gümüş, Adnan Özmen 63 kiloda bronz madalya kazandılar. 1980'de İstanbul'da yapılan şampiyonada erkeklerde Süheyl Yeşilnur 78 kiloda birinci geldi. 1985 yılında İzmir'de düzenlenen Balkan Şampiyonası'nda bayanlarda 48 kiloda Bilge Papakçı, 52 kiloda Bedriye Ersan birinci gelirken 1987 yılında ülkemizde ilk kez Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü'nde judo bilim dalı kuruldu. 1988'de Atina'da yapılan şampiyonada erkeklerde 71 kiloda Alpaslan Ayhan ve 78 kiloda Temel Çakıroğlu şampiyon oldular. 1989'da Romanya'da düzenlenen Balkan Şampiyonası'nda Veli Yılmaz 95 kiloda altın madalya alırken, 1990 yılında İzmir'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda genç bayanlarda Hülya Şenyurt 48 kiloda, Gülten Eyüpoğlu ise 66 kiloda ve 72 kiloda Belgin Karaaslan altın, Gamze Sakızlıgil ise 66 kiloda bronz madalya kazandılar. Aynı şampiyonada erkeklerde Haldun Efemgil 60 kiloda, Yavuz Yolcu 65 kiloda ve Alpaslan Ayan 71 kiloda Balkan Şampiyonu oldular. 1990 yılında Fransa'da düzenlenen Dünya Gençler Şampiyonası'nda Türkiye ilk kez bayanlarda Gülşen İntaş ile bronz madalya kazandı. 1991 Avrupa Gençler Şampiyonası'nda 2. olan Hülya Şenyurt, 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda 48 kiloda bronz madalya alarak olimpiyatlarda madalya alan ilk bayan sporcumuz oldu. Atina'da yapılan Avrupa Şampiyonası'nda Hülya Şenyurt ile Akdeniz Oyunları'nda Tufan Durmuş, bronz madalya kazanırken 1993 yılında Tel-Aviv'de düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda 66 kilogramda Gamze Sakızlıgil ve Erkek Milli Takımı Avrupa 3.'lüğü elde etti. 1994'te düzenlenen Dünya Gençler ve Avrupa Gençler Şampiyonalarında 61 kiloda İlknur Kobaş altın madalya, Bektaş Demirel de bronz ve altın madalya kazandılar. 1995 yılında Japonya'nın Chiba kentinde düzenlenen Dünya Judo Şampiyonası 65 kiloda Bektaş Demirel ve açık kategoride Selim Tataroğlu dünya üçüncüsü olarak bronz madalya kazanırken, Türkiye şampiyonayı iki bronz madalya ile tamamladı. İspanya'da yapılan Avrupa Şampiyonası'da ise 61 kiloda İlknur Kobaş Avrupa Şampiyonluğu'na ulaşırken 72 kiloda Halil Bıyık Avrupa 3.'sü oldu ve judocularımız 1996 Atlanta Olimpiyatları'na katılmaya hak kazandı. Türk judosunun gelişiminde rol oynayan belli başlı yerli teknik direktörler 1967-1979 yıllarında Namık Ekin, 1979-1980'de İbrahim Öztek, 1980-1985'te Ali Demir, 1986-1989 yıllarında Selehattin Ünay, ülkemizde judonun gelişimine katkısı olan antrenörlerden en önemlileri, Adnan Özmen, Ahmet Kanbur, Sabahattin Zaimoğlu, Cihat Şener, Yılmaz Mesci, Aydın Öztek ve Ahmet Berkol'dur.

Judonun Dalları

Erkeklerde uluslararası judo karşılaşmaları 8 farklı kilo kategorisinde yapılır.
  • 60 kg
  • 65 kg
  • 71 kg
  • 78 kg
  • 86 kg
  • 95 kg
  • + 95 kg
Herhangi bir kiloda açık sikletBayanlarda ise 7 kilo kategorisinde maçlar yapılır.
  • 48 kg
  • 52 kg
  • 56 kg
  • 61 kg
  • 66 kg
  • 72 kg
  • +72 kg
Judocular bilgi ve becerilerine göre sınıflara ayrılır.

a. Kyu (Sınıf)

Avrupa ve Türkiye'de uygulanan sisteme göre Kyu'lar
  1. Rok - Kyu (Beyaz Kuşak)
  2. Go - Kyu (Sarı Kuşak)
  3. 4- Shi -Kyu (Turuncu Kuşak)
  4. San -Kyu (Yeşil Kuşak)
  5. Ni - Kyu (Mavi kuşak)
  6. Ik -Kyu (Kahverengi Kuşak)
b. Dan (Ustalık sınıfı)

Dan dereceleri
  1. Sho - Dan (Kara Kuşak)
  2. Ni -Dan (Kara Kuşak)
  3. San -Dan (Kara Kuşak)
  4. Yo -Dan (Kara Kuşak)
  5. Go- Dan (Kara Kuşak)
  6. Roku - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
  7. Shichi -Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
  8. Hachi - Dan (Kırmızı-beyaz kuşak)
  9. Ku -Dan (Kırmızı Kuşak)
  10. Ju -Dan (Kırmızı kuşak)
Derecelerin kazanılmasında savunma, teknik, stil, mücadele hırsı ve karşılaşmalarda kazanılan puanlar etkili olur.

Aikido

Judoya benzeyen Aikido, sakatlama ya da öldürmeden çok, boyun eğdirme düşüncesi ile geliştirilmiş bir savunma sanatıdır.Aikido'nun resmi maçlarına "Kata" denir. Karşılaşmalar savunma ve hücum programlarından oluşur. Saldırı (Uke), Savunma (Tori) pozisyonudur.

NİNİN DORİ: Aikido'nun üç sporcu arasında yapılan biçimidir. Oyunculardan her biri 1'er dakikalık savunma durumuna geçtiği sırada, diğer ikisi saldırıda bulunur.

TANTO RANDORİ: İki oyuncu arasında oynanan ve silahlı saldırıya karşı savunma tekniklerini içeren bir oyundur. Silah olarak kauçuk bir bıçak kullanılır. Karşılaşma birer dakikadan iki devre şeklinde oynanır.

RANDORİ KYOGHİ: Silahsız iki oyuncu arasında yapılan tek devrelik serbest aikido dövüşüdür.

Aikidonun Tarihçesi

Aikido diğer savaş sanatları ile karşılaştırıldığında, oldukça yeni bir savaş sanatıdır. Bu özellikleriyle Budo diye tabir edilen modern savaş sanatları arasındaki yerini almıştır. Aikido ülkemizde son birkaç yılda tanınmaya ve ilgi görmeye başlamıştır. Bu ilerlemenin en büyük sebeplerinden birisi Aikido'nun Judo Federasyonu bünyesine dahil edilmesi yapılan tanıtım çalışmalarıdır. Aikido' nun kökeni 1880'li yıllara, Daitido Aiki-Jutsu'ya dayanmaktadır. 1868'li yıllara kadar klandan klana aktarılarak çeşitli değişikliklerde yasayan Aikido, Sokaku Takeda zamanında, aile dışından kişilere de derslerin verilmeye başlaması ile Daito Ryu Aikijutsu adıyla Hokkaido'da öğretilmeye başlandı. Takeda'nın en başarılı öğrencilerinde birisi olan Morihiei Ueshiba az rastlanır kabiliyeti ve savaş sanatlarına olan ilgisi nedeniyle kısa zamanda bu sanatın varisi olacağını belli etmeye başladı. Savaş Sanatlarının sadece fiziki ve teknik yönleriyle değil mistik dünyası ile de başarılı şekilde bağlantılar kuran Ueshiba 1927 yılına kadar pek çok maceralı olaydan sonra Tokyo' ya yerleşmiş ve derslerine burada devam etmiştir.

İlk zamanlar Japon toplumunun da belli bir seviye ile baktığı Aikido kendisini önce Japon İmparatorluğu'na daha sonrada tüm Dünya'ya kabul ettirme yoluna girmiştir. Ueshiba Sensei, savunma ya da savaş sanatlarının sadece fiziksel güç kullanarak yapılamayacağını, düşmanı gerçekten alt etmek için bundan daha fazlasına ihtiyaç olduğuna, bu gücün insanların içinde olduğunu, bu gücü kullanabilen insanların kaba kuvvet ile mücadele edenlerden daha başarılı olacağına inandı. Aikidoda direnmek yoktur, bos yere kuvvet sarf edilmez. Sadece bahsedilen iç enerji ya da manevi gücün fiziksel kütle ile uyumunu sağlamak ve sonuca ulaşmaktır. 1954'ten sonra pek çok insan tarafından tanınıp yapılmaya başlanan Aikido O'Sensei Ueshiba'nin 1969'daki ölümünden sonrada onun öğretileri ve büyük hayali ile devam etmektedir. O'Sensei Ueshiba, Aikido' nun bütün dünyadaki insanlar tarafından öğrenilmesini ve yapılmasını istiyordu, bunun en büyük sebebi de Aikido'nun savaşı ve birbirini kesmeyi değil, barışı ve dostluğu öğreten felsefesi, tekniklerinin direkt saldırıyı değil bir saldırı karsısında uygulanan ikna yöntemlerini içermesidir.

Genel Bilgiler

Aikido ; kendini savunmanın ve taktik bilimi olmanın ötesinde bireyin tam entegre bir insan olarak ortaya çıkabilmesi için ruhu mükemmelleştirmenin, vücudu ve aklı güçlendirmenin, bireyin fiziksel ve zihinsel gücünü birleştirmenin yoludur.

Aikido bükme ve fırlatma tekniklerinin kullanılması ve saldırganın gücünü ve hamlelerini ona karşı kullanılmayı amaçlaması bakımından, bir çok dövüş sanatından ayrılır.Ayrıca karşı tarafın sizi tutmasına, sarsmasına, itmesine, vurmasına izin vermeden onu ekarte edebilecek şekilde kendinizi savunmayı ve tekrarlanan ataklara cevap verebilmenizi amaçlar ve uygulamaya sokar. Bu sistemde ayrıca yaşamsal sinir merkezlerine baskı yapmakta yer alır. Aikido tekniklerinin bir çoğu öldürücü olabilir. Aikidoda karşı tarafın üzerinde üstünlük sağlamak için kişinin özellikle eksiksiz bir zihinsel sakinliğe ulaşmasının ve kendi bedeni üzerinde denetim kurmasının önemi vurgulanır. Daha başka uzak doğu dövüş sanatlarında olduğu gibi, efendiliği ve saygıyı geliştirmek aikido eğitiminin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.

Aikidoda uygulanan ana oyunlar aşağı yukarı 14.yy da Japonya'da ortaya çıkmıştır. 20 yy. başlarında bunlar Japon dövüş sanatları ustası MORİHEİ UESHİBA nın çabalarıyla, bu günkü biçimine dönüştürüp sistemleştirmiştir.

Aikidoda saldırı hamleleri yer almaz. M. UESHİBA''nın öğrettiği biçimiyle aikido o kadar kendini korumaya yöneliktir ki, başlangıçta öğrencilerin kendi aralarında karşılaşma yapmasına bile izin verilmiyordu. Çünkü saldırı aikidonun felsefesine aykırıdır.

Aikido Japonca üç heceden oluşur. Ai; harmoni, (uyumlu hareket etme) ki; ruh, düşünce, akıl evrensel enerji do; yol. Aikido evrensel enerji ile uyumun yolu, başka bir bakış açısı ile aikido, saldırganın sizi sarsmasına yada vuruşuna başlamasına imkan vermeden uygulanan savunma sanatıdır. Aslında ideal olanda; saldırı tamamen uygulanmadan nötralize edecek şekilde saldırganın duruşuna ve hareketlerine duyarlı olmaktır.

O SENSEİ MORİHEİ UESHİBA' nın da anlattığı gibi dövüş ve savaş insanları kesinlikle mahvedebilir. İnsanları ihtiyacı olan çekişme değil, uyum ve teknikleridir. İstenilen savaş sanatı değil barış sanatıdır Aikidonun nihai hedefi kişi sel transformasyondur. Aikido her alanda insanın içinde bulunan potansiyelini dışarıya çıkartmasına yardım eden içsel bir olgudur. Aikidoda belli bir yaş, cinsiyet ya da fiziksel güç sınırı ya da gereksinimi yoktur. Her yaşta bayan,erkek ve çocuklar yapabilir.Dövüş sanatları dünyasının dışındaki gerçek hayata da uyabilme potansiyeli çok büyüktür. Çünkü ulaşılacak yer; kendini keşfetmek, ruhu ve zihinsel gücü vücut ile hormonize etmektir. Esneklik ve kas gelişiminin, artışı eğitimin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkacaktır.

MORİHEİ UESHİBA barış sanatını akıl ve beden disiplinini sağlayan saldırganlığı dindiren, arkadaşlı, aşkı, zekayı ve korkusuzluğu besleyen ve büyüten bir sanat olarak öğretmiştir.

Türkiyede Aikido

Ülkemizde ilk Aikido çalışmaları 70'li yıllarda başlamıştır. 1980' li yıllarda Ahmet Berkol ve Lemi Bağdatlılar tarafından Kadıköy Samurai Budokwai Dojo'sundaki çalışmalar az sayıda aikidoka ile devam etti. Bu kişiler arasında Ali ULUDAG, Lemi BAGDATLILAR, İhsan ÖZGÜN, Ahmet BERKOL, Neşe ALTAN, Mevlüt ZOR gibi günümüzün üst seviye Sensei'leri yer almıştır. 1982 yılında Sensei Kenji KUMAGEI' nin Türkiye'ye gelmesi ülkemizde aikidonun çehresini değiştirmiştir. Daha önce Aikido çalışmakta olan 80' li yıllarda bu ekibe katılan Mustafa AYGÜN, Halit VATANSEVER, Yalçın YENICE, Melih TOPRAKÇI gibi isimler ülkemizde aikidonun gelişmesinde önemli bir rol oynadı.Kumagei Sensei ile çalışmalarını sürdüren grup, Hombu Dojo bünyesine katılarak önemli bir adım attı ve gelişimini hızlandırdı. Bu çalışmaların sonunda aikido 2000'li yılların başında Türkiye Judo Federasyonu bünyesine dahil oldu. Federasyona bağlandıktan sonra çalışmalar daha da hızlandırıldı ve çeşitli illerde seminerler ve eğitim çalışmaları yapıldı.

Aikido terimleri
AiBenlik, buluşma
Ai NukiTüm tarafların çatışmadan çıkması, Aikido' nun amacı
Ai UchiBirbirini kesme, karşılıklı yok olmak, Aikido prensiplerine aykırı durum
AikiHayat enerjisi ile birleşme
Aiki BudoSavaş öncesinde O'Sensei' nin sanatına verdiği isim
Aiki Jutsu, Aiki JujutsuAiki zamanlama ve kontrolü üzerine kurulu savaş sanatları
Aiki KenAikido prensiplerine uygun kılıç teknikleri
Aiki O KamiAikido' nun idealini simgeleştiren büyük Aikido Ruhu
Aiki-DoBenlik enerjisine götüren yol; Uyumun Yolu
AikikaiAiki cemiyeti. Federasyon
Ame-No-Murakumo-Kuki-Samuhara-Ryu-OMorihei' nin koruyucu meleği ve ideali
Ame-No-UkihashiGökteki asma köprü. Maddi ve manevi dünya arasındaki bağ
ArigatoSize teşekkür ederim
BudoSavaş yolu, silahları bırakma yolu, Japon modern savaş sanatları
BudokaSavaş sanatıyla uğrasan kimse
BujutsuKlasik Japon savaş sanatları
BushinSavaş zihni
Chi ' No ' Kokyu'Dünyanın nefesi' Aikido egzersizlerinin ikinci bölümü
Chinkon KishinÖze dönerek zihni sakinleştirmek. Oomoto Kyo kökenli bir tür ayin
ChokusenDoğru çizgi
Daito-RyuSokaku Takeda' nin öğrettiği dövüş sistemi
DanDaha gelişmiş derecelerdir. 1' den 10' a kadardır. Shodan, Nidan, Sandan, Yondan, Godan, Rokudan, Nanadan, Hachidan, Kudan, Judan.
DeshiÖğrenci
DojoYolun yeri, uyuma götüren yer
Dojo ChoDojo' nun lideri
Doka'Yol Şarkıları' Ueshiba' nin yol gösterici şiirleri
DomoTeşekkürler
Domo arigatoTeşekkürler( Ciddiyet ifade eder.)
Domo arigato gozai mashitaÇok teşekkür ederim (Bir şey yapılıp bitince söylenir)
Domo arigato gozaimasuÇok teşekkür ederim (Bir şey yapınca söylenir)
DosaTemel hareketler
Doshu'yolun başı' Ailenin başındaki kişiye verilen unvandır su anda bu unvanı O'Sensei ' nin torunu Moritei Ueshiba' dir.
DoshuBüyük usta. Aikikai' deki en üst düzey
Embu GiGösterilerde giyilen üst elbisesi
EriYaka
Fudo ' No ' ShiseiDengemizin bozulamayacağı duruş
Fudo ' ShinSon derece dengeli zihin durumu
FukhishidoinEğitmenin asistanı anlamına gelir. Eğitmenliğin ilk aşaması
Fukushiki'kokyuKarından nefes
Funagoki UndoSıralı egzersizler
Furi - tama'Ruhumuzu titretmek' eski bir Shinto meditasyon ayini
GakuDojo' nun adının yazılı olduğu enine geniş tahta
GasshukuGünlerce süren yoğun antrenman. Kampa girmek
GenshinSezgi
GiriGörev, saygı
Gomen NasaiAffedersiniz, özür dilerim
GyakuTers, karşısında, tersinde
Gyaku HanmiZıt duruş
HaiEvet
HakamaKara kuşak sahibi Aikidoka' nin giydiği etek görünümlü bol paçalı özel elbise
HanmiYarim ileri duruş
HantaiÖtekilerin etrafında Ters, karsı
Hantai ' NiKarşıt yönünde, zıt yönünde
HappoSekiz yön, tüm yönler
Happo ' barakiBirinin tüm çevresinden haberi olması (hissetmesi)
Hasso gamaeVücut 8 figüründe, kılıç kafa yanında, ters taraftaki ayak önde
HeikoParalel
HeraArkadan bağlanan Hakama
Hombu DojoOrganizasyonun merkezi Dojo sunun ismidir. Tokyo' daki Aikikai merkezi
Iai ' DoKılıç çekme ve kesme sanatı
IbukiYüzün nefes metodu, uzun nefes verme, arkasından kısa öksürükle boğaz temizlenir.
IdoHareketlenmek
IieHayır
İkiSoluk, nefes, solunumun fiziksel yani
Ikki ' NiZorunlu bir nefes
In ' IbukiNefes almak
IrimiGiriş
IwamaIbaraki eyaletinde O'Sensei ' nin evinin ve Dojosunun bulundugu yer
Jin ' No ' Kokyuİnsana ait soluma. Meditasyonda solumanın üçüncü evresi
JoKısa sopa (130 cm. Uzunluğunda)
Joseki Ni ReiDojodaki yüksek bölümü selamla!
JuEsneklik prensibi
KaichoOkulun sahibi (organizasyon)
KaisoKurucu, Ueshiba' yi kasteder.
KaitenDönüş
Kaiten'Açıl ve Dön' Aikido' nun üçüncü ana prensibi
KakejikuÜzerinde güzel yazı bulunan duvara asılan rulo kağıt.
KamiRuh, koruyucu melek, aydınlanmış kişi
Kamiza'Kamilerin oturduğu yer' Dojo daki yüksek yer
KanSezgi
KanchoOkulun sahibi ( Bina ) Yugen Kan
KarameBağlamak, yakalamak
KaramiEngel, engelleme
Karui ' GeikoHafif, kolay pratik
Kashaki ' UchiSürekli atak, devamlı
KataForm. Teknikleri sıra ile kendi basına çalışma
KatateBir el
Katsuhayabi'Zafer simdi ve burada' Aikido' nun ana fikirlerinden biri
KenKılıç
KendoYaygın bir kılıç sporu
Kenko Gi, Dogi , GiÇalışma elbisesi
KesaYaka, kesişlerin sol omuzlarından sarkıttıkları bez parçası
KiHayat enerjisi, Ruh
Ki ' No ' NagareAkıcı çalışmalar
KiaiOdaklanmış enerjinin bağırarak şekillendirilmesi
KihonRadikal, başlıca
Kikai Tendenİnsanın fiziksel ve ruhsal merkezi
KimusubiKi' nin, enerjilerin birleşmesi
Kobukan DojoO' Sensei' nin Tokyo' daki ilk dojosu
KojikiJaponya'nın mistik tarihini anlatan destan
KokoroRuh, istem, sezgi durumu
KokutsuArkaya eğilmek
Kokyu ' RyokuKaba fiziksel güçten ayrılan nefes gücü
KomiKapalı girmek, yanından yaklaşmak
KongoBıçak dikey ve yüzün önünde
KoryuEski stil
KoshiitaHakama' daki arka levha
KotodamaKutsal seslerle konuşma bilgisi
KuBoşluk. Bu Aikido' da aydınlanmaya gitmektir, Ku' ya ulaşabilen kişinin refleksleri son noktadadır.
KujikiGermek, kasmak,zorlamak
KusshinukeKurnazca saldırmak, yana çekilerek
KuzushiDenge bozmak, dengenin bozulduğu an
KyuÖğrenci Dereceleri. Shodan' dan önceki durumdur. 10'dan 1' e kadardır. Jukyu, Kukyu, Hachikyu, Nanakyu, Rokyu, Gokyu, Yonkyu, Sankyu, Nikkyu, Ikkyu.
Ma ' aiTori ile uke arasındaki mesafe
MaeÖne
Mae UkemiÖne düşüş
Mae ' No ' SenCan alici girişim
MakiÇevresini sarmak
Makoto ' No ' KokyuNefes meditasyonunun üçüncü aşaması
MasagatsuGerçek zafer
Masakatsu AgatsuGerçek zafer kendimize karsı kazanılandır.
MawashiDönmek, dönüş
MisogiTemizlik seremonisi
MisogiBedenin ve zihnin arındırılması
Moku rokuTekniklerin katalogu
MokusoGözleri kapatıp meditsyona başla
MonElbise üzerindeki aile arması
MontsukiKolun uzağında göğüsteki Mon
MotodachiYandan ayrılan Hakama
MudanshaHenüz dan almamış kişi
Munen mushinGöz alici, çarpıcı vicdan
Munen musoSazen'in amacı
MusubiSonlanma, sonuç
NagareYüzün nefes metodu, uzun nefes verme, zorlukla solunur.
NagareAkmak. Akar gibi hareket etmek.
NagashiAkmak, geçmek
NageTekniği uygulayan kişi
NakaMerkez, orta
NanameDiagonel , çapraz
NoKonuşmanın benimsenen ayrintilari
NobashiElini uzatmak
Noma DojoSeiji Noma'nin özel Dojosu
NukiÇekmek
O' SenseiYolun kurucusu
ObiKemer
OjiKarşılık
OnegaishimashuLütfen ( bir şeyler sorarken yada pratiğe baslarken söylenir.)
Oomoto ' KyoDeguchi ailesinin kurduğu Shinto tarikatı
OsaeBaskı, itmek, kımıldamaz duruma getirmek
Otagai ReiBirbirini selamla
OtoshiBırakmak
ReiSelamlamak, eğilmek
ReigiEtiket
ReigiKurallar bilgisi
RenshuSert çalışma temelleri
RitsureiAyakta selamlama
RitsuzenAyakta meditasyon
SabakiVücut hareketi
SahoSol tarafa
SahoJo ve Ken kullanırken yapılan saygı ve selam kuralları
SatoriAçıklama
SeikenYumruğun önü
Seme ' GuchiAtak için açılmak
SemeteSaldıran
Senİnisiyatif, ayni zamanda 1000
Sen ' No ' SenKarsı tarafın atak inisiyatifini yakalamak
SenjutsuTaktikler
Sensei Ni ReiSensei' ni selamla
Senteİnisiyatifi kim ele geçirirse
ShiSamuray, kişi
ShiaiYarışma
ShidoinGenç öğretmen, asistan
ShihanUsta Öğretici.
ShikakuÖlü açı. Ölü bölge
ShikiSeremoni, stil, duruş
ShikkoBir diz üzerinde
Shinbu FusatsuÖldürmeyen teknikler
Shinken SobuSona erdirmek için savaşmak
ShinniBamboo kılıç
ShinshinAkil ve vücut
Shinshin ShugyoAkıl vücut çalışması
Shinshin ToitsuAkıl ve vücudu birleştirme
ShintaiVücut
Shinzen Ni ReiKutsal yeri selamla!
Shita ' NoAşağı parçadan
ShizokuGüvenli nokta
ShoUfak
ShomenDosdoğru ileri Yüz
ShoshinYeni başlayanların akli
ShuchuKonsantrasyon, bir yere toplanma
ShugekiSaldırı
ShugyoÖmür boyu disiplinli çalışma.Yoğun antrenman Çalışma, talimatları takip etme
SodeElbise kolu; çalışma tipi
SokeStilin kafası. ( Aslında ailenin kafası demektir. Yaratıcı ve soyun birleşmesi.)
Uwa GiÇalışma üst elbisesi
WakarimasuAnladım
YoDoğanın pozitif ilkeleri
Yo ' InbukiNefes çıkısı, güçle
Yobi DashiBir saldırı gelmeden önce yapılan önleme vurusu ' çağrı'
YogaHint kökenli ruhsal ve bedensel gelişim sistemi
YokoYatay, yan
Yoko ' FurumiYan tarafa hareket
Yoko ' UkemiYana düşüş
YudanshaDan sahibi kişi
YumiSelam
ZanshinBir tekniği uygularken yada bitirdikten sonra dahi bozulmayan dikkat durumu
ZekkenEl isiyle yapılmış, isminin ve Dojo isminin yazıldığı arma
ZenDoğrudan uyanış amaçlı bir meditasyon sistemi
ZenshinVücuda giriş
ZenshinDurumunu ayarlama 'Arta kalan ruh'
ZentaiToplam
ZoriDojo dışında kullanılan Japonlara özgü sandalet

Kuraş

KURAŞ, Türkler'e özgü bir yakın mücadele sporudur. Kuraş Judo sporunun, binlerce yıl öncelerde Türkler tarafından yapılan şeklidir. Judo sporu teknik yapılanması ve kurallarını Kuraş'tan yararlanarak oluşturmuştur. Kuraşta da aynen Judo elbisesine benzer bir elbise giyilir. Ceketin beli, bir kuşakla bağlanır. Teknik ve hakemlik kuralları da aynen Judo'daki gibidir. Yalnız ayakta teknik uygulanır. Yerde mücadele yoktur. Bu da sporcuların son derece aktif olmalarını gerektirir. Uluslararası federasyonu 1998 yılında Taşkent'te kurulmuştur. 2. Dünya Kuraş Şampiyonası, 15-16 Temmuz 2000 tarihlerinde Türkiye'de, Antalya ilinde yapılmıştır. Türkiye bu şampiyonada bayan ve erkek takım olarak dünya şampiyonu olmuştur.

Vuşu

Güç iş, zor teknik ve sanat anlamına gelir. Vu Şu, Çin savunma sanatlarının genel adıdır. Çin dışında genelde Kung-Fu olarak tanımlanan spor türleri de buna dahildir. 3000 yıldan fazla bir tarihi vardır. Bugüne kadar yüzlerce Vu Şu stili ve binlerce form (Tao-Lu) geliştirilmiştir. Çin 'in gerçek tarih yazılarına göre Vu Şu Türkler'e ait bir spordur. Çinliler Türkler'in saldırı ve savunma sanatlarındaki ustalığından uzaydan bile görülebilen meşhur Çin Seddi'ni yapmak zorunda kalmışlardır. Vu Şu'nun ana stillerinden CHANG QUAN'ın asıl adı ŞAMİL QUAN'dır. Ünlü seyyah MARKO POLO Türkler'in gücünü, döğüş ve kılıç kullanmaktaki ustalığını anlata anlata bitirememektedir.

Gerçekte, saldırı ve savunmanın yanında akrobasi ve baleye benzer kareografik hareketler ve Uzakdoğu felsefi Vu Şu adı altında toplanır.Bununla beden ve ruhun uyumu sağlanır. İnsan karakterinin geliştirilmesi iradenin ve öğrenme kabilyetinin güçlenmesi ve hoşgörülü davranış biçimi sağlanır.

Vu Şu uygulaması, sadece yarışmayı öğretmez. Pratik zeka ile başarıyı sağlayan, ruh ve moral gücü veren bir sistem olup, aynı zamanda konsantrasyonu geliştiren bir antreman türüdür. Antremanlarda esas olan, vücudun her bölümünü ayrı ayrı çalışmaktadır. Vu Şu'da denge, solunum egzersizleri, esneklik, düşünce pratik zeka ve meditasyon önemlidir. Bu, beden sağlığını en iyi şekilde etkiler. Vu Şu adı altında hareket formları (TAO-LU ) zorunlu, geleneksel, serbest, aletli aletsiz olarak sınıflandırılır. Yine Vu Şu adı altında müsabakalar SANSHOU kuralları çerçevesinde SANDA ismi ile yapılır.

Vu Şu stilleri şu bölümlere ayrılırlar:
  • Güney
  • Kuzey
  • Sert
  • Yumuşak
  • Hızlı
  • Yavaş
  • Uzun
  • Kısa
  • Yüksek
  • Derin
  • Vu Şu
İlk olarak 1985'de Avrupa Vu Şu Federasyonu (E.W.F.) kurarak organize oldu. Daha sonra 1988'de Uluslararası Vu Şu Federasyonu Pekin'de kurularak daha da genişledi. Bugün 83 ülkede federasyonu bulunmaktadır. Vu Şu'da yüzlerce stil ve binlerce form olduğundan yarışmalar belli standartlarda yapılmakta idi Bunun üzerine 45 Vu Şu profesörü biraraya gelip Vu Şu'yu standardize ettiler. Böylece aşağıdaki yarışma bölümleri oluştu.
  1. TAO- LU
  2. SANSHOU 1. NAN QUAN
  • SANDA
  • CHANG QUAN
  • TAİCİ QUAN
  • KILIÇ
  • GENİŞ KILIÇ
  • MIZRAK
  • SOPA
Türkiye'de Vu Şu Kung-Fu adı altında diğer Uzakdoğu sporlarının (Karate, Taekwondo) tekniklerinin birleştirilmiş bir şekliyle 1972'de başladı. Sistem ve stiller tamamen bize özgüydü. Buna, kısaca vuruşlu Karate'nin Kung-Fu versiyonu denebilir. 1992 yılından sonra gerçek Vu Şu Sanda derneğinin ciddi ve titiz çalışmaları, Judo Federasyonu Başkanı Prof.Dr.İbrahim Öztek'in kuruculuğu sonucu 28 Haziran 1999 günü Vu Şu Federasyonu kurulmuştur. Kuruluşun gerçekleşmesinde Vu Şu Federasyonunun tarihine geçecek isimlerin başında Bakanlık Danışmanı ve Merkez Danışma Kurulu Başkanı değerli spor adamı Sayın Orhan BİLGİN, bu konuda yılmadan çalışan antrenörlerimizden Sayın Cemal ÇELİK ve ayrıca Sayın Ali KALAYCI ve Sayın Erdoğan BEKÇİ gelmektedir. Böylece 25 yıllık Türk Vu Şu'sunun hasreti sona ermiştir.

Kendo

Kendo, koruyucu kıyafetler giyen iki yarışmacının birbirlerine ellerindeki bambu kılıçlarla vurmaları esasına dayanan bir spor ve yarışma tarzıdır. Kendo aynı zamanda, yapılan antrenmanlar sayesinde sporculara gerek bedensel gerekse zihinsel açıdan geliştirilmesini amaçlayan bir "Savunma Sanatı"dır.

Koruyucu kıyafetler (kendo-gu), dört parçadan oluşur. Bunlar, "men; maske", "kote;eldiven", "do;zırh" ve "tare;bel koruyucu"dur. Bu kıyafetler, kendo-gi (kendo ceketi) ve hakama’nın (geleneksel pantolon) üzerine giyilirler. Maske baş, yüz, boğaz ve omuzları; eldiven elleri ve bilekleri,; bel koruyucu ise belin yanı sıra, karın ve kasıkları korur.

Bambu kılıç (shinai), yarışma ve antrenmanlarda rakibe vuruş yapmak için kullanılır. Japon kılıcının şekilsel özelliklerine sahip bambu veya benzeri suni malzemeden dört ayrı parçanın birleştirilmesi suretiyle imal edilir.

Yarışmalar, Japonya Kendo Federasyonu tarafından belirlenen yarşma ve jüri kurallarına uygun olarak, rakibin vücudunun belli noktalarına, kısaca maske(men), boğaz (tsuki), eldiven (kote) ve zırha(do) doğru vuruşlar yapılması esasına dayalı olarak gerçekleştirilir.

Yarışma salonunun yerleri ahşaptır ve yarışma alanı, kenar çizgileri dahil olmak üzere bir kenarı 9 metre veya 11 metre olan kare veya 9 metre x 11 metre dikdörtgen şeklindedir. Karşılaşmalar 5 dakika sürer ve bu süre içerisinde öncelikle 2 vuruş gerçekleştiren taraf galip sayılır. Karşılaşma süresi içerisinde sadece tek bir vuruş gerçekleştirilmesi durumunda, bunu yapan taraf yarışmadan galibiyetle ayrılır. Karşılaşma süresi içinde bir taraf galip gelemezse, uzatmaya gidilir ve ilk vuruşu yapan taraf yarışmayı kazanır. Ancak, kazananın hakem kararı veya kura ile belirlendiği yada yarışmanın berabere bittiği durumlar da söz konusudur.

Takım yarışmalarında iki yöntem uygulanır. Bunlardan ilki, "galip sayısı yöntemi"dir. Bu yöntemde netice, aynı takıma mensup galiplerin sayısına göre belirlenir. Eşitlik halinde vuruş sayısı göz önüne alınır. Vuruş sayısında da eşitlik olması halinde netice, takımların temsilcileri arasında yapılan müsabaka ile belirlenir. İkinci yöntem olan "turnuva yöntemi"nde ise, galip gelen yarışmacılar birbirleriyle müsabakaya devam ederler ve takımın galibiyeti böylece belirlenir. Ancak, müsabakalarda önceden belirlenecek farklı yöntemler de kullanılması da mümkündür.

Kendonun Tarihi

Demirin insanlar tarafından kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, o zamana kadar silah imalinde kullanılan taş ve benzeri gibi malzemelerin yerini demir almıştır. Demirden yapılan bu silahların, kılıcın ilk hali olduğu söylenebilir. Kılıçların şekli ve kullanım tarzları, onları yaratan ulusların yaptıkları savaşlara ve bu savaşların gerçekleştiği yörelere göre çeşitlilikler gösterir.

Japonya'da kılıç, uzun yıllar boyunca savaşta kullanılan silahların en önemlilerinden biri olmuş ve bu sebeple de çok sayıda kılıç kullanma tekniği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, kılıç imalinde kullanılan yöntemlerin gelişmesiyle kılıçların kalite ve keskinlikleri de artmıştır. Zaman içerisinde kılıçlar, sadece basit bir yaralama ve öldürme aracı olmanın ötesine geçerek "samuraylar (savaşçılar)" açısından felsefi anlama sahip bir sembol haline gelmişlerdir.

Kılıçla bir insanın öldürülmesi aynı zamanda, öldürme fiilini gerçekleştiren kişinin kendi varlığından bir parçayı yitirmesi anlamına da geldiğinden, kılıç kullanarak insanları öldürmektense, kılıç tekniklerinin öğrenilmesi yoluyla insanların yaşatılması fikri gelişmiş ve "öldüren kılıcın" "yaşatan kılıca" dönüştürüldüğü bir düşünce akımı ortaya çıkmıştır. Günümüz kendo sanatının felsefi kaynağı da bu düşüncedir.

Japonya'da Edo Dönemi'ne (1603-1868) girildiğinde, kılıç kullanma tekniğine ilişkin kurallar belirlenmiş ve dönemin hükümdarları ve "samuray" sınıfı tarafından bir askeri sanat olarak kabul görmeye ve desteklenmeye başlanmıştır. Ülkede barış ortamının sürdüğü bu yıllarda, kılıç sanatı nitelik değiştirmiş ve gerçek manada bir savaş tekniği olmanın ötesine geçerek, estetik güzelliğe ulaşmaya çalışmanın bir yöntemi haline gelmiştir. Edo döneminin ortalarına gelindiğinde, koruyucu kendo giysileri ve dört bölümden oluşan bambu kılıç kullanılmaya başlanmıştır. Böylece, "tahta kılıç antrenmanı (Kata-Keiko)"nun yerine "bambu kılıç antrenmanı (Shinai Keiko)" tekniği doğmuştur. Bu, günümüzde bambu kılıçla yapılan kendo'nun esasını teşkil etmektedir. Edo döneminin sonlarına yaklaşılması, Amerikalı Amiral Perry'nin savaş gemileriyle Tokyo önlerine demirleyişi ve dönemin iktidarının zayıflamaya başlaması gibi, mevcut duruma yönelik tehditleri haber veren olaylar, ülkede yapılan kılıç antrenmanlarının artmasına sebep olmuştur. Bunun neticesinde Japonya'nın her yöresinde ünlü kılıç ustaları yetişmiş, çok sayıda ekol ortaya çıkmış ve ve antrenman salonlarının sayısına da her geçen gün yenileri eklenmiştir.

Meiji Restorasyonu'nun (1868) gerçekleşmesiyle birlikte ise "samuray" sınıfı ortadan kaldırılmış, silahlar toplanmış ve yeni oluşturulan orduda batı tarzı askeri düzen kurulmuştur. Bu sebeplerle, geleneksel kılıç sanatı da kullanım alanını yitirmiş ve zayıflamaya başlamıştır. Ülkede kılıç faaliyetlerinin bu dönemde de gerçekleştirildiğine dair kayıtlar bugün elimizde mevcuttur ancak, sadece işsiz kalan kılıç ustalarının bir çıkış yolu arayışından ibaret olan bu faaliyetler uzun süre devam etmemiştir.

Kyushu adasında yaşanan bir iç savaş olan Güneybatı Savaşı (1878) esnasında kılıç ustalarının gösterdikleri başarılar övgüyle karşılanmıştır. Bunun etkisiyle, polisler yoğun olarak kılıç talimi yapmaya başlamış, kılıç eğitimi verilen üniversite ve liselerin sayısında artış görülmüş ve halkın kılıç kullanmaya yönelik görüşleri de olumlu yönde olmak üzere değişmiştir. 1895 yılında, "Büyük Japon Savunma Teknikleri Derneği"nin kurulması ve 1911 yılında liselerin müfredat programına1 kendo'nun da dahil edilmesi gibi olaylar, kılıç kullanma sanatının tekrar eski canlı günlerine dönmesini sağlamış ve böylece Japon tarihinin önce Taisho (1912-1926) ve ardından da Showa (1926-1989) dönemlerine ulaşılmıştır. Showa dönemine girilmesiyle birlikte kendo sanatı da, son derece başarılı ve verimli bir döneme girmiştir. Ancak, 1941 yılında Japonya'nın İkinci Dünya Savaşına aniden girişinin ardından, kendo çeşitli kısıtlamalarla karşılaşmış ve savaş koşullarının giderek kötüleştiği 1944 yılından itibaren de kendo yarışmaları ve antrenmanları yapılamaz hale gelmiştir. 1945 yılında Japonya'nın savaştan mağlubiyetle çıkmasının ardından, işgal politikaları gereği gerçekleştirilen askersizleştirmenin bir neticeis olarak okullarda savunma sanatları eğitimi yasaklanmış ve ayrıca savaşta önemli bir rol oynamış olması sebebiyle "Büyük Japon Savunma Teknikleri Derneği"nin de kapatılması talimatı verilmiştir. Halkın kendo antrenmanı yapması engellemek amacıyla işgal orduları tarafından bir baskı oluşturulmuştur. Ülke topraklarının bir harabeye dönüştüğü ve halkın yoksulluk içinde bulunduğu o yıllarda, son derece zor yaşam koşulları altında bulunan kendo ustaları, güçlükler içerisindeki bu yılların geçmesini beklemişlerdir.

Ancak, işgal yıllarında yaşanan tüm bu zorluklara rağmen2, ülkedeki kendo faaliyetleri tamamen durmamıştır. 1952 yılı Nisan ayında imzalanan "San Francisco Barış Anlaşması" ile Japonya tekrar egemenliğine kavuşmuş ve hemen ardından da ülkenin her yöresinde kendo'yu yeniden eski canlılığına kavuşturmak için çalışmalar başlamıştır. Aynı yılın Ekim ayında ise "Japonya Kendo Federasyonu" kurulmuştur.

Japonya Kendo Federasyonu, kuruluşundan itibaren kendo'yu daha da yaygınlaştırmak için çeşitli faaliyetler gerçekleştirmiş ve "Bütün Japonya Kendo Şampiyonası" gibi büyük yarışmalar düzenlemiştir. Bunun neticesinde kendo, ortaokul ve lise müfredat programlarına da resmen dahil edilmiştir.

Bugün kendo, sadece Japonya'da değil tüm dünyada bedensel ve zihinsel eğitimin yolu olan savunma sporu olarak kabul edilmekte ve gençler ve kadınlar da dahil olmak üzere milyonlarca insan tarafından yapılmaktadır.

Japon Kendo Katası'nın ortaya çıkışı

Kılıç kullanma teknikleri, ortaya çıkışıyla birlikte birçok ekole ayrılmıştır. Kendine özgü tarzları olan bu ekollerin herbirinin zayıf ve güçlü yanları vardı. Büyük Japon Savunma Teknikleri Derneği, kendo'nun gelişmesi ve yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla, bu ekoller tarafından yaratılan "kata (teknik)"ları temel alarak yeni bir temel kata belirlenmesi gerektiğine karar vermiş ve 1911 yılı Aralık ayında bir araştırma komisyonu kurmuştur. Bu komisyonun yaptığı çalışmalar neticesinde, 1912 yılı Ekim ayında, "Büyük Japon İmparatorluk Kendo Katası" oluşturulmuştur. Bu, büyük kılıçla yapılan 3 standart katanın toplamı olan 10 standart katadan meydana gelmektedir.

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından Japonya Kendo Federasyonu kurulmuş ve ülkede kendo tekrar gelişmeye başlamıştır. Yukarıda belirtilen standart katalar da, "Japon Kendo Katası" olarak yeniden adlandırılmıştır.

Kendo'nun dünyada yaygılaşması ve Japonya Kendo Federasyonu'nun destekleri

Japonya'nın dışında kendo yapanların sayısı gün geçtikçe artmakta ve bu sayının günümüzde yaklaşık bir milyon kişiye ulaştığı varsayılmaktadır. Yurtdışında gerçekleştirilen yarışmaları, jüri ve eğitim çalışmalarını desteklemekte olan Japonya Kendo Federasyonu, yurtdışındaki kurumlarla da işbirliği içerisindedir. Japon kendo sanatı öğretilirken teknik eğitimin ötesine geçirilerek, bu sanatın dayandığı felsefenin de kendo yapan kişilere aktarılmasını amaç edinen Japonya Kendo Federasyonu, kendo'nun tüm dünyada yaygınlaşmasına yönelik düzenli faaliyetlerini sürdürmektedir.

Japonya Kendo Federasyonu'nun, kendo'nun yurt dışında yaygınlaşmasını sağlamaya yönelik destek faaliyetleri;
  • Uzman eğitmenlerin yurtdışına gönderilmesi: Uzun ve kısa dönemli olmak üzere yılda altmışın üzerinde uzman eğitmen yurtdışına gönderilmektedir. Bu kişiler, kendo tekniği, Japon kendo katası, öğretme yöntemleri ve jüri esasları üzerine eğitim verirler.
  • Yabancı kendoculara yaz eğitim kampları düzenlenmesi: Bu kamplara 1975 yılından beri her yaz, kadın-erkek onlarca yabancı sporcu katılmaktadır.
  • Kendo malzemelerinin bağışlanması: Yurtdışında kendo malzemelerinin temini güç olduğundan, gerek yeni gerekse ikinci el kendo malzemelerini yurtdışındaki kurumlara bağışlamaktadır. Ayrıca, Japonya'daki çeşitli kurumlarla yapılan işbirliği netıcesinde kendo malzemelerinin ücretsiz tamiri de gerçekleştirilmektedir.
Uluslararası Kendo Federasyonu (IKF)

1967 yılı Ekim ayında Japonya Kendo Federasyonu tarafından, Tokyo'daki Nihon Budokan'da (Japon Savunma Sporları Salonu) düzenlenen "Uluslararası Kendo Dostluk Sampiyonası'na" 13 takım ve 110'un üzerinde kendo sporcusu katılmıştır. Bundan 3 yıl sonra, 1970 yılının Nisan ayında ise, Uluslararası Kendo Federasyonu'nun başkanlığı, Japonya Kendo Federasyon Başkanı tarafından yürütülmekte, başkanlık ofisi de Japonya Kendo Federasyonu binasında bulunmaktadır. Federasyonu katılım ülke ve bölge bazında tek takımla sınırlıdır.

Federasyonun kuruluş yılında 17 olan üye sayısı, halen 41 ülke ve bölgeye ulaşmıştır. Uluslararası Kendo Federasyonu'nun en büyük organizasyonu, 3 yılda bir düzenlenen "Dünya Kendo Şampiyonası'dır (World Kendo Championships-WKC)." Asya, Amerika ve Avrupa'da dönüşümlü olarak gerçekleştirilmekte olan bu şampiyonanın on ikincisi, 2003 yılında İngiltere'nin Glaskow kentinde düzenlenecektir.

Ayrıca, Dünya Kendo Şampiyonası jüri üyelerinin eğitimi amacıyla, Japonya Kendo Federasyonu tarafından yukarıda belirtilen üç bölgede her yıl jüri eğitim çalışmaları düzenlenmektedir.

Kendo Felsefesi

Kendo, kılıç tekniklerinin öğrenilmesi vasıtasıyla, hem bedensel hem de zihinsel eğitimi amaçlayan bir yoldur.

Kendo'nun Ruhsal Gelişime Yönelik Amaçları: Doğru, ciddi ve disiplinli çalışmayı öğrenmek; zihinsel ve bedensel eğitim vasıtasıyla güçlü ve canlı bir ruhsal enerjiye sahip olmak; saygınlık, nezaket, içtenlik ve samimiyeti geliştirmek; ülke ve insanlık sevgisini artırarak dünya barışını da desteklemektir.

İaido

"İaido" tekniği, Japon kılıç kullanma tekniğinin atasıdır ve Muronachi döneminde (1333-1573) ortaya çıktığı söylenmektedir. Yengi ve yenilginin kılıcın tek bir hareketine bağlı olduğu iaido'da, ölüm ile yaşamın, hareket ile durağanlığın tek ve bir bütün olması amaçlanmaktadır. İaido, hem zihni hem de bedeni eğitmeyi amaçlayan bir yoldur ve bir madalyonun iki yüzü gibi olan kendo ve iaido, ayrılmaz bir bütündür.

İaido, 1956 yılında, Japonya Kendo Federasyonu bünyesine alınmış ve ilk Japon İaido Şampiyonası, 1966 yılında düzenlenmiştir. 1969 yılında "Japonya Kendo Federasyonu İai", 7 standart kata belirlemiş, 1980 yılında ise bu sayı 10'a çıkarılmıştır. 2000 yılında yapılan 2 ilave ile standart kata sayısı 12 olmuştur.

İaido yarışmalarında iki yarışmacı salona çıkarlar ve gerçek ya da sahte kılıç kullanarak, önceden belirlenmiş Japonya Kendo Federasyonu İai hareketleri ile, her ekolün kendine özgü hareketlerini birleştirerek oluşturdukları 5 katayı 6 dakika içerisinde gerçekleştirirler. Yarışmanın galibi ise jürinin "teknik", "saygı", "ustalık" ve "zihinsel yeterlik" dallarında verdikleri puanlar neticesine belirlenir.

Kaynak: 2001 yılı Haziran ayında Türkiye’de Düzenlenen Kendo-İaido Gösterisi için Japonya Büyükelçiliği tarafından hazırlanmıştır.

Türk Japon Kültürünü Araştırma Ve Dayanışma Derneği

ANKEN BUDO CLUB

Ankara’da Kendo çalışmaları, 2001 yılında, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı, Doç. Dr. Ayşe Nur Tekmen (Kendo 2. Dan) tarafından anabilim dalı öğrencileri ile Japon Okulu öğrencilerine yönelik bir etkinlik olarak Ankara Üniversitesi’nde başlatılmıştır. Küçük bir kitleye eğitim veren Sn. Tekmen daha sonradan Kendo’yu geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla çalışmalara başlamış, bu çalışmalar sonucunda, 2004 yılının başında JICA ve Ankara Üniversitesi işbirliği ile, kıdemli gönüllü Sn. Mitsunori Matsumura (Kendo 7. Dan) çalışmalarına destek vermek amacıyla Türkiye’ye gelmiştir. Ankara’daki ilk Kendo Dojosu olan Anken Topluluğu 2004 yılının Nisan ayında kurulmuş ve Kendo’yu tanıtma ve yaygınlaştırma amacıyla çalışmalarına başlamıştır. Daha sonra Türk Japon Kültürünü Araştırma ve Dayanışma Derneği çatısı altına giren Anken Topluluğu, Türkiye çapında bir çok organizasyonda görev almış ve Türkiye’de Kendonun yaygınlaşması ve ilerlemesi amacıyla çalışmalarına devam etmiştir. Bu çalışmaların başında Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kendo topluluklarının kurulması ve bu üniversitelerdeki Kendo çalışmlarının desteklenmesi gelmiştir.

2005 yılının Kasım ayında, Topluluğun Eğitmeni Sn. Tekmen Japonya Kitamoto’daki Uluslararası Kendo Liderleri Seminerine katılmış ve organizasyonu başarı ile tamamlamıştır. 2006 yılının Mart ayında Topluluk Başkanı Sn. Hüseyin Çimen (Kendo 2. Dan, Iaido 2. Dan) ve Sn. Alptekin Alp (Kendo 1. Dan, Jodo 1. Dan) Japonya Tokyo’daki 18. Uluslararası Budo Seminerini başarı ile tamamlamıştır. 2006 yılının Eylül ayından itibaren, Japonya Kendo Federasyonu ve Uluslararası Kendo Federasyonu’nun benimsediği diğer iki savunma sanatı olan Iaido ve Jodo eğitimlerinin verilmeye başlanması ile birlikte Topluluk Anken Budo Kulübü adını almıştır. Anken Budo Kulübü’nün çalışmaları ve organizasyonları Japonya Kendo Federasyonu tarafından beğeni ile izlenmekte ve desteklenmektedir.

Anken, Japon Budo kültürünü ve felsefesini yaymayı amaç edinmiş, KENDO, IAIDO ve JODO eğitimi veren bir dojodur. Faaliyetlerini Ankara'da, Türk-Japon Kültürünü Araştırma ve Dayanışma Derneği çatısı altında devam ettirmekte, ayrıca tüm Türkiye'de Budo Kültürü'nü tanıtmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Anken Budo Kulübü'nün temel felsefesi "Ken wa kokoro nari", yani "Kılıç Ruhtur" olarak kabul edilmiştir. Dojomuz bu felsefe ve ahlak ile Kendo, Iaido ve Jodo eğitimi almak isteyen herkese açıktır.

Kendo

Ahşap kılıçlarla iki sporcu arasında yapılan bir dövüş sporudur.

Dünyada Kendo

Bir kılıç sporu olan kendonun anavatanı Japonya olup, Japonların geleneksel savaş sanatlarından türediği bilinmektedir. 15.yy.dan itibaren Japonya'da bir barış döneminin başlamasıyla birlikte dövüş sanatlarında da teknikten çok ahlak duygusu gelişmeye başladı. 18.yy da Japonlar dövüş sporlarına devam ederken dövüşteki tehlike risklerini de ortadan kaldırmak amacı ile özel giysiler ve dövüşçüye zarar vermeyen esnek bambu kılıçlar kullanmaya başladılar. Bu koşullar altında ortaya çıkan kendo bir spor dalı olarak gelişti. 1928'de Japonya'da Kendo Federasyonu, ardından da 15 ülkenin Kendo Federasyonlarının katılımıyla "Uluslararası Kendo Federasyonu" kuruldu. Türkiye'de kendo federasyonu bulunmadığı için kendo karşılaşmaları da yapılmamaktadır.

Oyun Alanı. Kendo karşılaşmaları 10x11 m. boyutlarında dikdörtgen bir alan üzerinde yapılır. Tahta olan alanın ortası bir yuvarlak ya da haç işareti ile belirlenir. Alana iki başlangıç çizgisi çizilerek alan dışında 1,5 m genişliğinde başka bir boş alan bırakılır.

Kullanılan Malzemeler: Kendocular "shinai" adı verilen özel bir kılıç kullanırlar. Bambudan yapılan bu kılıçlar esnek bir özellik gösterip, tutacak yerleri meşin deridendir. Shinailerin üç çeşidi bulunur. Birincisi 118 cm - 468 gr, ikincisi 110 cm - 375 gr, üçüncüsü ise 60 cm - 265 gr dır. Shinai dışında "kendoka" denilen koruyucu bir zırh kullanılır. Kendokalar şu parçalardan oluşur.

Uvagi : Ceket
Hakama : Topuklara kadar uzanan parçalı etek
Do : Göğüs koruyucu
Tare : Bel koruyucu
Men : Maske
Kote : İçi pamukla doldurulmuş koruyucu eldiven

Kurallar

Kendo iki sporcu arasında yapılan bir karşılaşmadır. Karşılaşmanın süresi 3 - 5 dakika arasında değişir. Kesin sonuç alınması gereken bir yarışma olduğundan beraberlik durumlarında 3 dakikalık uzatmaya gidilir.

Karşı karşıya gelen kendokalar ayakta ya da çömelmiş durumda shinailerini birbirine değdirerek çapraz tutarlar. Hakemin "Ha Jeme" komutu ile oyun başlar. Oyunda amaç, kılıçları birbirine değdirmektir; fakat puan alabilmek için kılıçlar vücudun belli yerlerine değdirilebilir. Başın sol tarafına, sağ tarafına ya da üst bölgesine, sağ ya da sol bileğe, gövdenin sağ ya da sol tarafına ve boğaza yapılan hamleler için puan verilir. Hamle yapan kişinin, hamle yaptığı anda nereye vurduğunu söylemesi gerekir. Kendokalardan biri, oyun içinde düşer ya da kılıcını düşürürse ve diğer kendoka da hemen hamle yapmazsa karşılaşma tekrar başlatılır.

Vuruşlar
  1. Kesme Vuruş: Kılıcın 1/3'lük bölümü ile yapılan vuruşlardır.
  2. Saplama: Kılıcın ucu ile yapılan dürtmelerdir.
Kendokalardan biri sakatlanıp karşılaşmayı sürdüremeyecek duruma gelirse, sakatlanmaya rakibi neden olmuşsa sakatlanan kendoka karşılaşmayı 1 puanla kazanır. Eğer kendoka kendi kendini sakatlamışsa yenik sayılır ve rakibine 2 puan verilir. Değerlendirmede puan alıcı bölgeye her doğru vuruş için 1 puan verilir. Sürenin sonunda, en fazla puan alan kendoka oyunu kazanır. Hakem üstün dövüştüğünü inandığı oyuncuyu da galip ilan edebilir.

Kendo karşılaşmalarında bir başhakem, bir oyuncu hakemi ve iki yardımcısı, iki çizgi hakemi ve bir zaman hakemi olmak üzere oyunu 7 hakem yönetir. Bunların dışında bir de kayıt görevlisi bulunur. Başhakem alan dışında oturur ve hakemlerin karar veremedikleri durumlarda son kararı verir. Oyunu başlatıp bitirme yetkisi başhakemindir.

Oyun hakemi ve yardımcıları alanın içinde, ikisi önde birisi geride durarak, hamlelerin geçerli olup olmadıklarını kırmızı ve beyaz bayrak kullanarak bildiriler. Etkin bir kesme de ya da dürtmede beyaz bayrak puan alan kendoka tarafına doğru yukarı kaldırılır. Etkisiz bir vuruş için her iki bayrakta vücudun önünde aşağı doğru sallanır. Karar verilemeyen durumlarda kırmızı bayrak dışta olacak biçimde her iki bayrak da vücudun önünde çapraz olarak tutulur. Karşılaşmayı durdurmak için iki bayrak birlikte ve iki yandan yukarı kaldırılır. Kendokalar kabza kabzaya geldikleri zaman birbirlerinden ayrılmaları için iki bayrak birlikte, omuz hizasından önce uzatılırlar. teknikler refleks hale gelmedikçe kolay uygulanamaz. Judo'da kaba kuvvete yer yoktur.

Ceza gerektiren hatalı ve yasak davranışlar:
  1. Karşılaşma alanın dışına basmak,
  2. Rakibine çelme takmak,
  3. Rakibini elle tutmak,
  4. Alan dışına çıkmamak için shinaiyi destek olarak kullanmak,
  5. Vücutta vurulmaması gereken yerlere vurmak,
  6. Kendi shinaisini düşürdükten sonra, rakibin shinaisini kabzasından tutmak,
  7. Rakibin shinaisini tutuşunu engellemek,
  8. Alan dışına düşmek,
  9. Saygısız ve çirkin davranışlarda bulunmak.
Saygısız ve çirkin sözler söyleyen ve kendo ahlakına uymayan kendokalar diskalifiye edilirler. Diğer yasak davranışlarda kendokaya bir ihtar verilir. Üç ihtar alan oyuncunun rakibine bir puan verilir.

Kullanılan Terimler:

Hajime: Başla
Encho Hajime: Başla (Fazla süre için)
Yame: Dur (Karşılaşmanın kesilmesi)
Hikiwake: Beraberlik (Karşılaşmanın sonunda)
Nikomme: Yeniden Başla (Bir puan aldıktan sonra)
Shobu: Yeniden Başla

(Her iki kendokaya da birer puan verildikten sonra)

Sumo

Sumo, Japon kültürüne özgü sporların içerisinde apayrı bir yere sahiptir. Sumonun, enaz 1500 yıllık bir geçmişi vardır. Bugün efsane olarak anlatılan eski inanışa göre, tanrı Take-Mikazuçi ülkede egemenliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi için rakibiyle sumo yapması gerekirdi. Tanrıların sporu olan sumonun yarı dinsel bu niteliği, bu sporun halk için yaşamsal öneme sahip bütün etkinliklere girmesine yol açmıştır. Önce tapınaklardaki törenler içerisinde uygulanırken, ilk aşamada saraya taşındı. Dinin devlet işlerindeki ağırlığının arttığı 8. yüzyılda, Nara döneminde saray törenlerinde sumoya yer verildi. Samuraylar da bu sporun gelişmesine büyük katkılarda bulundular. Çünkü sumo, 12. yüzyıldan itibaren başlayan askeri yönetimin vazgeçilmez unsuru olan samurayların eğitimi için biçilmiş kaftandı. 17. yüzyıldan itibaren sumo güreşi saraya ve devlete ait olmaktan çıkıp soylular arasında yayıldı. Soylu aileler, sumoyu eğlenceleri arasına soktular. Sumo bu dönemde kurumsallaştı. Soyluların eğlence aracı zaman içinde sıradan vatandaşlar arasında yayıldı. Bu gelişim elbette başlangıçta dinsel nitelikteydi. Halk ülkenin kaderi üzerinde etkili olduğuna inandığı sumo sporunu günlük yaşamına taşıdı. Bereketli bir ürün için ekim zamanı düzenlenen yarı dinsel törenlerde sumo yapılmaya başlandı. Dualar arasında yapılan sumo güreşleri tanrılara adanmaya başlandı. Sumo sonraları dinsel kimliğinden sıyrılırak, halkın eğlenceleri arasına girdi.

Sumo tanrıların katından halkın arasına, meydanlara, tarlalara indikçe bu sporun tekniği de evrim geçirdi. Başlangıçta boks ve güreş karışımı, gereğinden fazla sert ve kuralsız iken, saraydaki törenlerde yer almasıyla birlikte, sumoya bazı kurallar koyularak, saray protokolüne uygun bir hale getirildi.

Sumo sporu, Japonların geleneksel savunma sporlarının genel adı olan jijitsu'nun başlangıcı ve temelidir. Bu nedenle günümüz Japon toplumunda bu spora büyük saygı duyulur ve ayrı bir önem verilir. Profesyonel sumo federasyonunca, dört büyük kentte, her biri 15 gün süren yılda altı turnuva düzenlenir. Bu turnuvalar, her yıl Tokyo'da Ocak, Mayıs ve Eylül aylarında, Osaka'da Mart ayında, Nagoya'da Haziran ayında, Fukuoka'da Kasım ayında yapılmakta ve bütün ülkede büyük bir heyecanla izlenmektedir. Bu karşılaşmalar yurtdışında da çeşitli uluslar arası tv kanallarında da yayınlanmaktadır.

Sumonun kuralları

Sumo sporunda oyuncuya "rikişi" denir. Rikişi'nin amacı, rakibinin dengesini kaybetmesini sağlayarak ya vücudunun herhangi bir kısmını mindere değdirmek ya da ringin dışına atmaktır.

Sumoda amaç karşılaşma sırasında rakibini bu ringin dışına itmek, veya rakibin dengesini kaybetmesini sağlayarak vücudunun bir kısmının yere değmesini sağlamaktır. Vücudunun herhangibir kısmı, genelde ayağı, bu daire ringin dışına çıkan Rikishi (Sumo sporcusuna verilen isim) maçı kaybeder. Ancak kaybetmek ringin dışına çıkmadan da olur. Bu durumda ise ayak tabanları dışında vücudunun herhangi bir kısmı yere değen Rikishi maçı kaybeder. Bu dizi olabilir, kolu olabilir, hatta el parmaklarının herhangi birinin ucu olabilir. Ayrıca ayak parmaklarının veya topuğun az bir kısmının bile bu ringi oluşturan halattan dışarıya basarsa maçı kaybeder. Kısaca Sumoda amaç dimdik ringin içinde durmaktır. Kurallar rakiplerin hareketlerinede sınırlama getirir, örneğin yumruk atmak, saç çekmek, karna veya gövdeye tekme atmak yasaklanmıştır. Ringe çıkan Rikishi eline aldığı bir avuç tuzu ringin ortasına doğru havalı bir biçimde serper. Bu tuz serpme tarzı bile o Rikishinin özelliğle ilgili ipuçları verir. Sumoda kilo sınırlaması yoktur. Kilolara göre kategori ayırımıda yoktur. Bir Rikishi karşısında kendinin 2 katı ağırlıkta bir rakip bulabilir. Bu yüzden Sumo sporunun kendine özel teknikleri vardır. Bu teknikleri akıllıca uygulayan kazanır. Çünkü şimdiye kadarki karşılaşmalar içinde düşük kilolu olmasına karşın ağır rakibinin yenen Sumocular çıkmıştır. Rikishiler yani Sumo yapan sporcular normal Japon vatandaşları arasında da aşırı ağırlığa sahiptirler. Genel olarak şu bir gerçektirki ağır olmak Rikishi'ye her zaman avantaj sağlayacaktır. Bu yüzden 250 kilo civarında Rikishilere rastlamak mümkündür. Ağır cüsselerine rağmen Rikishilerin çok esnek vücutları vardır. Bir Rikishi olmak için Japon olmak şart değildir. Japon Sumo Liginde başarılı Havaili Rikisiler de vardır. Hatta Moğolistandan bile Rikishi çıkmıştır. Turnuva sonunda kazanan Rikishi İmparator Kupasını sahibi olur. Her Ligin kendi içindede ödülleri vardır. Bunlar shukunsho, kantosho, ginosho'dur.

Sumo'da Hakem

Bir Sumo maçı seyretmeye karar verdiniz, ve elinize çerezinizi, içeceğinizi aldınız geçtiniz televizyonun karşısına. (Maça gittiğinizi farzetmiyoruz zira maç biletleri oldulça pahalı ve bilet almak çok zordur.) Rikishiler havalı havalı çıktılar ringe, tuzlarını serptiler, klasik ayak hareketlerini yaptılar. Sakın 5 -10 dakikalık bir karşılaşma seyredeceğinizi sanmayın. Çünkü bir maç ortalam 1-2 dakika sürer ve genelde saniyeler ile son bulur! Hızlı akıllı davranan dikkatli olan kazanır. Sumo'da adil değerlendirmede çok büyük önem taşımaktadır ve hakemlere büyük görevler düşmektedir. Ring hakemine gyoji denir. Ring hakemi 600 yıl öncesindeki Kamakura dönemine ait samuray kimonosu giyer. Başlarına taktıkları siyah şapka ise Şinto rahiplarinin şapkasındandır. Sumo Karşılasması başlarken gyoji yani ring hakemi ringe çıkar ve çok özel bir ses tonuyla karşılaşacak rakiplerin isimlerini seslenir. Rikishiler genelde daha çok Sumo'yu andıran şiirsel takma adlar kullanırlar. Bazıları bu isimleri memleketlerinin isimlerinden, veya Sumo'yu öğrendikleri ustalarının isimlerinden alırlar. Rikishiler sahneye çıkıp karşılaşmanın başlama zamanı geldiğinde ise başlama işareti Gyoji, ring hakeminin, elindeki tahta yelpazeyi çırpma sesiyle başlar. Müsabaka sürerken diğer sporlardaki gibi hakem maçı dikkatle takip eder, ancak farklı olarak Rikishi'leri cesaretlendirecek, argo tabiriyle gaza getirecek, sözlerle bir yandanda bağırmaya devam eder. Orta hakem dışında ring kenarında dört hakem daha maçı izler. Ring hakeminin yanlış kararlarını düzeltme yetkileri vardır. Ring hakeminin yanlış karar vermesi durumunda, karşılaşmanın yeniden düzenlenmesi için bile karar verebilirler. Çok tartışmalı pozisyonlar olursa maçın kasetini değişik açılardan tekrar tekrar izleyerek hakemlerin bir karara varması bile söz konusu olabilmektedir.

Sumo Ringi

Sumo ringine Japonca'da 'Dohyo' denir. Ancak Sumo ringi deyince aklımıza bokstaki gibi etrafı iplerle çerili bir ring gelmesin. Daha çok güreş minderini andırır, fakat aşağıda açıklayacağımız gibi ringde bir minder söz konusu değildir. Dohyo ismi ringin sınırlarını belileyen pirinç kamışlarından yapılmış halattan alır. Sumo ringinin ölçüleri ise ana alanın yerden yüksekliği 0,61m, ve kenar uzunluklu 5,48metre olan bir kare saha dan oluşmaktadır. Sumo güreşçileri bu ringin üstünde karşılaşırlar, ancak ringin sınırları bu kare alanın üstünde 4,57 metre çapında bir daire şeklindedir. Ringin altı ise özel bir kumlu topraktan hazırlanır. Bu özel ringin üstünde ise salonun tavanından aşağı sarkmış bir çatı mevcuttur. Bu çatı Şinto tapınağının çatısının aynısı olarak yapılır.

Go

Satranç bir strateji oyunudur. Go da bir strateji oyunundur. Bununla birlikte Go satranca benzemez.

Go yaklaşık 4000 yıllık geçmişe sahip bir Uzakdoğu oyunudur. Yapı olarak çok basittir. Fakat, bu basitlik birçok olayda olduğu gibi büyük bir karmaşayı gizler. Oyunda tabloya sıra ile taş konulur, taşlar hareketsiz ve eşdeğerdir. Fakat birbirleri arasındaki stratejik konum oyunun yapısını belirler.

Bir go oyuncusu tabloda gerçek hayatı yaşar. Yapılmış hamleler anılar gibidir.; hatalar değiştirilemez ve oyun boyunca ayağınıza bağ olur. Hamle yaşanan andır; acı çekersiniz, mutlu olur ve hayatta kalabilmek ya da rakibi yok edebilmek için çalışırsınız. Gelecek ise düşündüğünüz hamlelerdedir.

Oyunun görüntüdeki basitliği ile, içine girildiğinde karşılaşılan karmaşa tamamen zıttır. Profesyonal go oyuncularının çoğu ülser ya da kalp hastası olmaları; bir turnuva maçının 3-4 günlük aralarla sürdürülmesi herhalde gözünüzde bir şeyler canlandıracaktır.

Tablo üzerindeki taşların toplu halde kaybedilmesi mümkündür. Dikkatli bir göz, iyi bir taktik ise en umutsuz durumları zafere çevirebilir. Zafer ile yenilgi arasındaki bu sık ve ani dönüşümler oyunun heyecan düzeyini sürekli dorukta tutar. Kimi yeni başlayanlar oyunun sonunu tabloyu rakibin kafasına indirerek belirleyebilirler. Sanırız bu sebepten dolayıdır ki geleneksel go tahtaları kaldırılamayacak kadar ağır tahta bloklardan üretilir. Go, üzerinde dikey ve yatay kesişen çizgilerden oluşan bir kare tahta üzerinde oynanır. Go tahtası boyutları 9x9, 13x13 ya da 19x19 çizgidir; 19x19 ise resmi turnuva boyutudur.Kuralları anlatırken buradaki amacımıza en uygun boyut olan bir 7x7'lik tahta kullanacağız.Oyuna boş bir tahta üzerinde başlayacaksınız (fakat, handikap bölümüne de bir bakın). Tahtanın ortasındaki koyu nokta, taş konacak yerlerin daha kolay takip edilebilmesi içindir. Fakat, bir özel anlamı da vardır (burada da handikap bölümüne bakabilirsiniz).

Go Kuralları

Go oyununda hamleler çizgilerin kesişim noktalarına yapılır. Bu satranç ve dama gibi alışıla gelmiş diğer oyunlardan farklıdır. Şekilde oyun başlangıcındaki ilk dört hamleyi gösteriyoruz. Hamleler oynama sırasını göstermek için sıralanmıştır. Gerçekten de, go oyununda ilk hamleyi siyah yapmaktadır! Diğer bir geçerli hamlede, şekilde gösterilemeyen pas'dır. İki oyuncu da pas geçtiğinde oyun biter.

Bir Go oyunu sırasında bir veya daha çok taş, çevresi tamamen çevrilerek; çevrelerindeki tüm açik noktalar doldurularak esir alınabilir. İki örnek verirsek: yukardaki şekilde bir taşın esir edilmesi gösteriliyor, aşağıdaki şekil ise üç taşın esir alınmasını göstermekte. Siyah 1'e oynadığında, esir beyaz taşları alarak tahtanın yanına taşır.

Not: Soylemeye gerek yok ama, esir almak genellikle kötüdür. Tahtanın başka bir yerinde avantaj sağlamak için bir, iki taşın feda edildiği çok sayıda durum vardır.

GO nun AMACI

Go'da amaç, tahta üzerinde rakibinizden daha fazla alan kazanmaktır. Bu kazanılan alan tahta üzerine yerleştirilen taşlarınız, artı tahta üzerine tehlikesizce yerleştirilebilecek olan taşlardır, örneğin sizin çizdiğiniz duvarın içi.Şekil bir bitmiş oyunu gösteriyor. Bu oyunun sonucu : siyahın tahta üzerinde 11 taşı var ve kendi duvarlarının içine 16 taş ekleyebilir, beyazın ise tahtada 11 taşı var ve 11 taşını kendi duvarının içine ekliyebilir, böylelikle sonuç puan 11+16 - 11+11 eşittir 5 puan siyah için. Siyah bu oyunu almıştır. (Cevirenin notu : Başka bir deyişle yaşayan taşlarınızın çevrelediği alanlar ve aldığınız taşların toplamı sizin puanınızdır!) tahtada kazanılan alanlar Go oyununun bir güzelliği de yapısının basitliğidir. Kuralları ve tahta yapımında gerekli olan malzemelerin kolayca bulunabilmesi... Bir çok go oyuncusunun kendi tahtasını yapmış olması hiç de bir sürpiriz değildir. (Alpar Kılınç arkadaşımızın taşlarıyla (gömlek düğmeleri) beraber yaptığı tahta, benim marley ve karton üzerine çizdiğim go tahtaları, ya da suntadan yaptırdıklarımız gibi).

GO Tahtası

Eski Çin'de kare biçim yeryüzünün dört bir yana yayılan genişliğini simgelemekteydi. Bu düşünce biçiminin etkisi kent planlamasından, mimariye, ve güzel sanatlara kadar birçok alanda görülmektedir. Bunlardan birisi de go tahtası, ya da "Goban" dır.

Go tahtasının yüzeyi ızgara biçimindedir, yatay ve dikey on dokuzar çizgiden oluşur. Bu çizgilere Japonca'da "yol" (dõ) adi verilir (bu Çince im Taoculuk'taki ana kavramlardan birini belirten Tao imiyle ayni olmakla birlikte anlam açısından bu felsefe kavramıyla bir ilişkisi yoktur). Çizgilerin kesiştiği 361 noktaysa "yol", "rota", ya da "patika" (ro) olarak bilinir. Bu iki imin birleşmesinden oluşan "dõro" sözcüğü Çince ve Japonca'da "yol", "cadde", "sokak" gibi anlamlara gelir. Merkezdeki nokta dışında kalan 360 nokta, eski Çin takviminde bir yılı oluşturan 360 güne karşılık gelir. Merkezdeki 361. noktaya ise "kutup", "son nokta", "uç nokta", "zirve", "doruk", "yükseklik", "meridyen", "alt", ve "en alt nokta" gibi anlamları olan "kyoku" adı verilmiştir. Bu nokta çoğunlukla bir Taocu kavram olan "nihai doruk" (taikyoku) adıyla tanınır ("Taikyoku" sözcüğü yavaş hareketlerle yapılan geleneksel bir Çin savaş sanatı olan, ve günümüzde çoğunlukla bir sağlık egzersizi olarak çalışılan "T'ai-chi-ch'uan"in ilk iki Çince imi "t'ai-chi"nin Japonca'sıdır).

Bu nokta hem batı hem de doğuda astronomi ve astroloji açısından önemli bir yer taşıyan Kutup Yıldızı'nı simgeler ve Çin mitolojisinde "Yaratılışın Doğduğu Nokta" olarak bilinir. Tüm fenomenlerin bu noktadan kaynaklandığına inanılır. Bu düşüncenin her şeyin "bir"den başladığını kabul eden Taocu felsefeden geldiği düşünülmektedir.

Tahtanın üzerine konulan siyah ve beyaz go taşları (go ishi) kökenleri binlerce yıl öncesine kadar uzanan Yin-yang'in (Japonca inyõ) karşılıklı etkileşimini simgeler. Siyah renk yin'le, beyazsa yang'la özdeşleşmiştir. Go taşlarının ayni zamanda gökyüzündeki yıldızların dizilişini de yansıttıkları düşünülür.

Go tahtasının yeryüzünün değişik bölgelere ayrılması ve kentlerin kurulmasından yıldızların hareketlerine kadar birçok olayı yansıttığı söylenir. Buradan Go'nun Çin düşüncesinde iki karşıtı oluşturan gökyüzüyle yeryüzünün karşılıklı etkileşimini, yin ve yang'in gizemli dönüşümünü, ve evrenin hareketini yansıtan, derin anlamlar taşıyan bir oyun olduğu anlaşılmaktadır.

Go tahtasının kare biçimi, eski Çin'de, geç Han Dönemi'nin (25-220) son günlerinde ortaya çıkan "gökyüzü yuvarlak, yeryüzü karedir" (Japoncası "ten'en, chihõ") görüşü olarak bilinen kozmogoniyle bağlantılıdır. Bu "gökyüzü yuvarlak, yeryüzü karedir" düşüncesine göre, yeryüzü kare biçimiyle dört bir yana sınırsızca yayılmakta, gökyüzüyse daire ya da yarıküre biçiminde olup yeryüzünün üzerini kaplamaktaydı. Dünyayı basitleştirerek açıklayan bu modelden eski Çin'de birçok biçim türetilmiştir.

Eski Çin'de kaplumbağanın yukarıda sözü edilen "gökyüzü yuvarlak, yeryüzü karedir" teorisini bedeninin biçimiyle kendiliğinden ifade ettiğine inanılırdı. Kaplumbağanın kabuğu bir yarıküreyi andıracak biçimde yuvarlaktır. Diğer taraftan, kabuğunun karnına denk gelen tarafı düzdür. Bu nedenle Çinliler kaplumbağanın sırtındaki kabuğun gökyüzü, karnındaki kabuğunsa yeryüzü olduğunu düşünmüşlerdir. Bunun yanı sıra, kaplumbağanın iki kabuğunun arasında kalan etinin olduğu yerin, Çince'de "ch'i" (Japonca ki) olarak bilinen evrensel enerjiye karşılık düştüğü düşünülmüştür. Böylelikle kaplumbağanın evrenin biçimini almış olduğu kabul edilmiştir. Kaplumbağa eski Çin'de sabitliğin bir sembolüydü, ve kaplumbağanın dört ayağının evrenin temelini oluşturduğuna inanılırdı. Go tahtasının ayaklarının eski Çin'de yapılan kaplumbağa figürlerinin ayaklarıyla büyük bir benzerlik göstermesi gerçeğine dayanarak go tahtasının dört ayağının kaplumbağa ayaklarına benzeyecek biçimde yapıldığı sanılmaktadır.

Boyutlar

Öncelikle söylemeliyim ki Nihon Kiin (Japon go federasyonu) 'in tahta boyutlarını belirlememiştir. Çeşitli kitaplarda örneğin The game of go adlı kitapta yazarın yaptığı ölçümler ki bunları da aşağıda ekledim ya da kişilerin ellerinde olan eski go tahtaları bir referans olabilir.
  • 19X19'luk bir Goban 454.5 - 424.2 mm ve 151.5 mm kalınlığındadır
  • Çizgiler 22 mm ve 23.7 mm açıklığında dikdörtgenlerdir
  • Kenar açıklığı ise 151.5 mm kalınlığındadır
  • Çizgiler 1 mm kalınlığında
  • Hoshi noktaları 4 mm çapındadır
  • Siyah taşların çapı 22.1mm ve beyaz taşlar biraz daha büyüktür
  • Taşlar yaklaşık 6 - 10 mm kalınlığında ince kenarlı merceğe benzer.
Birkaç Ayrıntı

Goban'ın kare olmamasının sebebi karşılıklı iki oyuncu oturduğunda oluşan perspektifi telafi etmektir (yani, tahtaya karşılıklı oturulduğunda - uzun kenar yanlarda - tahta kare olarak gözükür. md).

Siyah taşlarla, beyaz taşların boyut farkı ise siyah ve beyazın bir çeşit görme aldanmasıyla farklı boyutta görünmemesi içindir.

Çin tipi taşların simetrik değil ve taşların bir alt ve üst tarafları vardır.

Tahta'nın ayakları yaklaşık 10 cm ve gövdesi yaklaşık 15 cm dir. Dolayısı ile tahta yerden 25 cm yüksekte durmaktadır. Tahtanın altında taşın tahtaya vurulduğunda daha güçlü bir ses çıkarması için de bir boşluk vardır (bunu ben daha görmedim md).

Go Tahtası (Go ban)

Geleneksel go tahtası ise çeşitli sert ağaçlardan blok olarak yapılmakta, bu şekilde yapılanlar ise oldukça pahalı olmaktadır. En pahalı go tahtası malzemesi ise Kaya (Torreya Nucifera) ağacından yapılandır.

Taşlar (Ishi)

Geleneksel go taşları ise siyah olanları bir çeşit volkan taşından, beyazlar taşlar ise bir çeşit deniz kabuklusundan yapılmaktadır. Bu çeşit beyaz taşların üzerindeki paralel çizgiler bu deniz kabuklusunun yaş çizgileridir.

Kutu (Go tsubo) Geleneksel go taşları ise siyah olanları bir çeşit volkan taşından, beyazlar taşlar ise bir çeşit deniz kabuklusundan yapılmaktadır. Bu çeşit beyaz taşların üzerindeki paralel çizgiler bu deniz kabuklusunun yaş çizgileridir.

Diğer bir kaynak The game of go, The national game of Japon (ilk baskı 1908) adlı kitapta ise; Siyah taşlar tahta üzerine dikine olarak dizildiğinde onyedi kareye onaltı taş sığdığını ve yatay olarak da ondokuz kareye onsekiz taş, beyaz taşlarda ise dikine oniki kareye on üç taş sığdığını yazmaktadır.

Böylelikle taşların tahtaya dizildiğinde tam olarak sığmadığını ve karelerden daha büyük olduğunu görürüz. Oyun esnasında bos alanların kalacağı düşünüldüğünde bu taşlar oynanabilir olacaktır. Fakat, bu boyutlarda taşlar ve tahta ile oynandığında taşlar tam simetrik düzgün şekiller yerine daha karmaşık görüntüler oluşturacaktır.

Taşlar yaklaşık 6 - 10 mm kalınlığında ince kenarlı merceğe benzer.

Go Terimleri
AjiPotansiyel
Aji-keşhi-Aji’yi yok etmek
Atari当リEsir alma tehtidi
Baduk바둑Kore'de goya verilen isim.
Byo-yomi-Oyun için verilen ana süre bittiğinde verilen hamle-süre sınırlaması
Chuuban中盤Oyun Ortası
Dungo-Değersiz taş yığını ( Bu kelime Second Book of Go’da geçer aslında bir çeşit sopaya geçirilmiş japon tatlısı anlamına gelmekte ama go da yenilemiyen tatlı parçaları ya da değersiz taş yığını olarak çevrilebilir)
Damazumari-Açıklık yetersizliği (‘nden dolayı bir noktaya taş koyamamak)
Dame-Tarafsız noktalar (açıklıklar; boş, taş konulabilir yer )
FusekiTüm tahta üzerinde; açılış.
Go-ban碁盤Go tahtası
Go-ishi碁 石Go taşı (Ishi Press taş baskı, taş basımevi)
Gote 後手Önceliği rakibe veren hamle
Hane-Rakip taşa yapılan çapraz hamle
Hasami-Sert bir saldırı
Hiraki-Uzantı (tobi gibi herhangi bir kesme yapmaz ve genellikle kenara paraleldir)
HoshiYıldız noktası – handikap noktalarının ismi - 4-4 noktası
Igo囲碁Go Oyunu (eski yazılışı ise: 圍碁)
Ikken-tobi-Tek aralıklı sıçrama/atlama (bir taştan), (bir aralık bırakılarak yapılan açılma hamlesi- sıçrama çünkü bir yerden/aji'den geçme var)
Ishinoshita-Taşın altına oynamak (!)
Jigo持碁Beraberlik
Joseki定 石Köşede açılış
Kakame欠け目Yalancı göz
Kakari-Köşe taşlarına yapılan yaklaşma hamlesi, saldırı
Keima-(ufak) At hamlesi (satrançtaki gibi bir taşdan 2 uzaklaşıp, 1 hamle sağa ya da sola oynamak)
Kiru (kiri)切りKesme (kesme de ölüm vardır!)
Kikashi利かしZorlayıcı hamle ?
KoYasaklı döngü, kalpa
Komi-Siyahla başlamanın avantajını silmek için beyaza başlangıçta verilen +puan
Komoku小目3-4 noktası, c4 noktasına yapılan hamle, köşede korunaklı hamle)
Kosumi-Çapraz hamle (bir taş ile.. c3 deki taşa d4 oynamak gibi)
KyuÖğrenci seviyesi
Me-Göz ya da göze (aynı renk taşlarlarla çevrili açıklık)
Miai見合いAynı bölgede eş değerli iki hamle
Mokuhadzushi-5-3 noktası
Moyo-Potansiyel alan
Nikken-tobi-Çift aralıklı sıçrama/atlama (literatüre göre sıçrama / tobi ≡ jump)
O-geima-Büyük at hamlesi ( 1 değil, 2 aralıklı yapılan)
Okigo置碁Handikaplı go oyunu
Ponnuki-Bir taş esir alındığında oluşan şekil ( sadece 4 taş ile..)
Sabaki-Esnek ve kolay değişebilir tarzda oynamak (bu harika bir şeydir..!)
Semai攻め合いKuşatma yarışı (kitabı tercüme ederken bu karşılığı epeyi aramıştım)
Seki-İki tarafında birbirini alamama durumu ( aynı bölgede..)
Shimari-Köşe kuşatması (kapatması)
Shicho-Merdiven
San-san-3-3 noktası
Sanren-sei-Kenarda üç hoshi noktasının da kapatılması
Sho-dan初段Bir dan seviyesi ( ni-dan , 2dan)
Sente先手Rakibin cevap vermek zorunda olduğu hamle
Takamoku-5-4 noktası
Tenuki-Tahtanın başka bir yerine hamle yapılması(rakibin hamlesine yanıt vermemek)
Tesuji手莇Bölgesel güzel hamle
Tsuke-Saldırı hamlesi
Tsumego詰碁Ölüm-yaşam mücadelesi
Uchikomi打ち込みSaldırı, istila
Yoseョ七Oyun sonu