JAPONYA

Coğrafya

Japon takımadaları Asya kıtasının doğusunda yer alır. 3800 kilometre uzunluğunda, yay görünümlüdür. Toplam yüzölçümü 377.815 kilometrekaredir. Alan itibariyle dünya karalarının binde 3'ünden daha az bir büyüklüğü sahiptir. (İngiltere'den biraz büyük, Hindistan'ın 1/9'u, ABD'nin ise 1/25'dir.) Takımadalar içinde dört ana ada vardır. Bunlar büyükten küçüğe sırayla Honşu, Hokkaido, Kyuşu ve Şikoku adalar zinciridir. Honşu'nun alanı toplam alanın yüzde 60'ından fazladır. Bunun yanısıra yaklaşık 3900 küçük ada bu dört büyük adayı tamamlar. Japon adaları aslında Güneydoğu Asya'dan Alaska'ya kadar uzanan dağ sıralarının bir bölümüdür.nü oluşturur. Sahiller uzun ve kayalıktır. . Japonya'nın toplam yüzölçümünün yüzde 71'i dağlıktır. Dağların araları berrak göller, nehirler ve sayısız vadilerle doludur. Ülkenin en yüksek dağı Fuji 3776 metredir. Fuji dağı Japonya'daki 77 aktif volkandan biridir. Popüler dinlenme ve turizm odaklarından biri olan sıcak su kaplıcaları da bu volkanların ürünüdür. Bu volkanik faaliyetlerin bir diğer sonucu da sarsıntı ve depremlerdir.

İklim

Japonya, muson bölgesi ile ılıman bölgenin birleştiği noktada yer alır. İklim, okyanusun ve karasal hava akımlarının etkisi altında genelde ılıman bir karakteri vardır. Japonya'da genellikle dört mevsim yaşanır. Haziran ortalarında başlayan yaz ılık ve nemlidir. Yağmurlu mevsimin hiç yaşanmadığı, kuzeydeki Hokkaido adası dışında , çoğunlukla yazı, yaklaşık bir ay süren yağmurlu bir mevsim takip eder.

Kış, Pasifik kıyılarında güneşli ve yumuşak geçer. Japon denizi kıyılarında ise bulut hakimdir. Dağlık iç kısım ise dünyanın en karlı bölgelerinden biridir. Hokkaido'nun en belirgin özelliği sert kışlarıdır. Eylül ayıyla birlikte ülkenin içlerinde şiddetli rüzgar, tayfun ve sağanak yağışlar yaşanır. Başkent Tokyo, Tahran, Los Angeles ve Atina ile aynı enlemdedir. Yaz aylarında görülen nemli ve çok sıcak havanın tersine kış, düşük nem oranı ve arasıra yağan karla ılıman geçer.

Bitki ve Hayvanlar

İklimsel çeşitlilik, beraberinde zengin bir bitki örtüsünü de getirmektedir. Çiçekler ve ağaçlar Japonların günlük hayatlarında çok önemlidir. O kadar ki, Japon kültüründe çiçek ve ağaçlar çok özel anlamlarıyla başlı başına birer kültür odağıdır. Örneğin, kısa ömürlü kiraz çiçekleri Japon kültüründe bir sembol haline gelip, şiirlere, resimlere konu olabilmektedir. Yine bambu, sembolik anlamlarıyla bir başka kültür öğesidir. Japonya'da kültür hayatında yer alan bir başka zenginlikse havyan varlığıdır. Ülkedeki vahşi memeli hayvan türü azdır. Bu az sayıdaki tür arasında ayı, tilki ve rakun bulunmaktadır. Buna karşın kuş, böcek ve diğer küçük hayvan türleri bakımından oldukça zengindir.

Nüfus

Japonya'nın nüfusu 123 milyon dolayındadır. Bu bakımdan dünyanın en kalabalık yedinci ülkesidir. Ancak nüfus artış hızı sıfır düzeyindedir. Esi dönemlerde adalardaki yerli halk ile kıtada yaşayan halkların karışması sonucu bugünkü Japon halkı oluştu. Ülkede nüfus yoğunluğu yüksektir. Kilometrekareye 332 kişi düşmektedir. Arazinin genelde dağlık ve iskan edilemez nitelikte olduğu, ülkenin ancak yüzde 10'unda yaşanabildiği de unutulmamalıdır. Nüfusun 4/5'inden fazlası şehir ve kasabalarda yaşamaktadır. En büyük kent olan Tokyo'nun nüfusu ise 12 milyon dolayındadır.

Din

Japonya'daki egemen dinler şinto ve Budizm'dir. İlginç olansa çoğunlukla halkın her iki dinin de törenlerine katılmasıdır. Örneğin düğün törenleri genelde şinto dininin kurallarına göre yapılır. Cenazelerde ise genelde Budist törenler uygulanır. Şinto ülkenin yerli dinidir. Ormanlarda, dağlarda, denizlerde, kısacası doğada "kami" denilen ruhların yaşadığına inanılırdı. Doğa ile uyum içinde yaşayan eski topluluklar bu ruhları sayarlardı. Bu inanç Şinto dininin temelini oluşturur. Sonraları bu ruhlara atalar ve kahramanlar da eklendi. Bazı evlerde bu ruhlara yiyeceklerin sunulduğu "tanrı rafı" bulunur. Budizm ise Şinto'dan farklı olarak 6. yüzyılda, Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan ithal edilmiştir. İlk kez 16. yüzyılda Portekizli denizciler aracılığıyla gelen Hristiyanlık ise nüfusun küçük bir kısmınca benimsenmiştir

Tarihi

Japon takımadalarına, ilk olarak adaların hala Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde, yaklaşık 100 bin yıl önce yerleşilmişti. Arkeolojik araştırmalar yontma taş devrinde takımadalarda yaşayan insanların temelde avcılık ve toplayıcılıkla geçindiklerini ortaya çıkarmıştır. Cilalı taş devrinde zarif taş aletler yapılmış, ok ve yay kullanılarak ileri avlanma teknikleri geliştirilmiş ve yemek pişirmek ve saklamak için toprak kaplar üretilmiştir. Jomon stili (sicim desenli) kaplar nedeniyle, MÖ. 8 bin ile MÖ. 300 yılları arasındaki dönem Jomon dönemi olarak adlandırılır.

MÖ.300 yıllarında Asya kıtasından tarım, basit pirinç ekimi ve metal işçiliği teknikleri gelmiştir. Japonya'da yaşayanlar tarımsal üretimi artırmak için günlük yaşamlarında tarım aletleri ve demir silahlar, ayrıca dini ayinler için bronz kılıçlar ve aynalar kullanmışlardır. Bu dönemde işbölümü, yöneten ve yönetilenler arasındaki ayrılığı derinleştirmiş ve ülkede pekçok küçük devlet kurulmuştur. MÖ. 300 ile MS 300 yılları arasına rastlayan ve çömlekçi çarkında seramiklerin üretildiği döneme Yayoi dönemi denmiştir.

4. yüzyılda küçük devletler birleşti ve tüm milleti yöneten güçlü politik otorite Yamato'da (şimdiki Nara eyaleti) merkez kurdu. 4 ve 6. yüzyıllar arasında Kore'den gelen Budizm ve Konfüçyusçuluk'u kapsayan Çin kültürünün yanısıra tarımda da büyük gelişmeler görüldü. 4. yüzyılın sonlarından itibaren Kore yarımadasındaki krallıklar ve Japonya arasında ilişkiler başlamıştır. Aslında Çin'in Han hanedanlığında geliştirilen gemi yapımı, tabaklama, metal işçiliği ve dokuma gibi endüstriyel sanatlar Kore yoluyla ülkeye tanıtılmıştır.

Temeli resim yazısına dayanan Çince yazım biçimi kabul edilmiş ve bu vesileyle Japonlar Konfüçyus felsefesini, astronomi ve takvimin işleyişini ve tıbbın ilkelerini öğrenmişlerdir. Budizm 538 yılında Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan Japonya'ya geldi. Çin hükümet sistemi Japon yöneticilerinin, üzerine kendi sistemlerini kurdukları bir model olmuştur. 8. yüzyılın başında ülkenin ilk daimi başkenti Nara'da kurulmuştu. 710'dan 784'e kadar, 70 yıldan uzun bir süre Japon imparatorluk ailesi burada oturmuş ve giderek otoritesini tüm ülkeye benimsetmiştir. O zamana kadar başkent veya payitaht şimdiki Nara, Kyoto ve Osaka şehirleri arasında sık sık yer değiştiriyordu.

794 yılında Çin'in o zamanki başkent model alınarak, Kyoto'da yeni bir başkent inşa edildi. Kyoto yaklaşık 1000 yıl ülkeye başkentlik yapacaktı. Başkent'in Kyoto'ya taşınması, 1192'ye kadar devam edecek olan Heian döneminin başlangıcı anlamına gelir. Bu, Japonya'da sanatsal gelişimin görüldüğü muazzam dönemlerden biriydi. 9. yüzyılın sonlarına doğru Çin ile ilişkiler kesilmiş ve Japon uygarlığı kendi özel niteliğini ve formunu bulmaya başlamıştır.

Bu, dışarıdan getirilmiş kavramların yavaş yavaş aslında Japon stiliymiş gibi gösterildiği bir asimilasyon ve adaptasyon yöntemiydi. Bu yöntemin en tipik örneği, Japon yazısının Heian dönemindeki gelişimidir. Çince yazımdaki güçlük, yazarları ve rahipleri Çince formlara dayalı iki ayrı hece sistemi üretmeye itti. Heian döneminin ortalarına doğru "kana" adı verilen bu iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş biçimde kullanıma girmiştir.

İncelik ve nezaket, başkentteki yaşama damgasını vurmuştur. Saray sanatsal ve sosyal zevklere dalmış, bu arada eyaletlerdeki savaşçı klanlar üzerindeki otoritesi giderek zayıflamıştır. Krallığın etkin kontrolü giderek elden çıkarken; bu, Japonya'nın çalkantılı ortaçağında , soyları eski imparatorlara kadar uzanan iki rakip askeri aile olan Minamotolar ile Tairalar için bir ödül olmuştur. Sonunda Minamotolar 1185'de İç Deniz'de destansı Dannoura çarpışmasında rakip Taira klanını imha ederek, hakim olmuşlardır.

Minamotolar'ın zaferi, etkin politik gücün kaynağı olan kraliyet tahtının zımnen yok edilmesini ve askeri yöneticilerce, bir başka deyişle birbiri ardına gelen şogunlarca sürdürülen yedi yüzyıllık feodal yönetimin başlangıcını belirledi. 1213 yılında gerçek güç, Minamotolardan Yoritomo'nun eşinin ailesi olan Hojolar'a geçti ve Şogun vekili olarak 1333'e kadar Kamakura'da askeri hükümeti yürüttüler. Moğollar bu süre zarfında biri 1274 ve ikincisi 1281'de olmak üzere kuzey Kyuşu'ya iki defa saldırdılar. Zayıf güçlerine rağmen, Japon savaşçıları yerlerini başarıyla muhafaza ettiler ve istilacıların iç kısımlara girmelerini önlediler. Her iki saldırı teşebbüsünde de meydana gelen ve donanmalarının büyük kısmını mahveden tayfunların ardından Moğol güçleri Japonya'dan çekildiler.

Temeli resim yazısına dayanan Çince yazım biçimi kabul edilmiş ve bu vesileyle Japonlar Konfüçyus felsefesini, astronomi ve takvimin işleyişini ve tıbbın ilkelerini öğrenmişlerdir. Budizm 538 yılında Çin ve Kore yoluyla Hindistan'dan Japonya'ya geldi. Çin hükümet sistemi Japon yöneticilerinin, üzerine kendi sistemlerini kurdukları bir model olmuştur.

1333'den 1338'e kadar süren imparatorluk yönetiminin kısa ömürlü restorasyonunun ardından Kyoto, Muromaçi'de Aşikaga ailesi tarafından yeni bir askeri hükümet kuruldu. Muromaçi dönemi 1338'den 1573'e kadar, iki yüzyıldan uzun sürdü. Bu dönem zarfında Buşido'nun sert disiplini, estetik ve dini faaliyetlerde ifadesini bulmuş ve bugün bile başta gelen özelliği klasik anlamda sadelik ve kontrol yeteneği olan ülke sanatına damgasını vurmuştur.

200 yıllık yönetimin ardından Muromaçi'deki şogunluk, ülkenin diğer kesimlerindeki rakip klanların, kendi otoritesine karşı giderek büyüyen meydan okumalarıyla karşılaşmıştır. 16. yüzyılın sonlarına doğru, Japonya yücelik uğruna savaşan bölgesel beylikler yüzünden bir iç savaşla parçalanmıştı. Düzen 1590'da büyük general Toyotomi Hideyoşi tarafından yeniden kuruldu. Hideyoşi 1592 ve 1597'de Kore'ye her ikisi de Çinlilerin ve Korelilerin direnci karşısında başarısızlığa uğrayan iki istila hareketi başlamıştı. Onun Japonya'yı uzlaştıran ve birleştiren çalışmaları, Tokugava Şogunluğu'nun kurucusu Tokugava Ieyasu tarafından da pekiştirilmiştir. Japon şatolarının en ünlülerinin inşası da bu iç savaşların yaşandığı geçiş evresine rastlamaktadır.

Bu, dışarıdan getirilmiş kavramların yavaş yavaş aslında Japon stiliymiş gibi gösterildiği bir asimilasyon ve adaptasyon yöntemiydi. Bu yöntemin en tipik örneği, Japon yazısının Heian dönemindeki gelişimidir. Çince yazımdaki güçlük, yazarları ve rahipleri Çince formlara dayalı iki ayrı hece sistemi üretmeye itti. Heian döneminin ortalarına doğru "kana" adı verilen bu iki fonetik alfabe geliştirilmiş ve Çince üslubunun yerini alarak gelişen saf Japon stili edebiyata ışık tutmuş ve oldukça geniş biçimde kullanıma girmiştir.

Kendini Japonya'nın etkin yöneticisi olarak kabul ettiren Ieyasu, şogunluğunu 1603'de şimdi Tokyo olarak bilinen Edo'da kurdu. Bu Japon tarihinin en önemli dönüm noktasıydı. Ieyasu, gelecek 1265 yıl için özellikle politik ve sosyal kanunlar olmak üzere halkın yaşantısının her yönüyle tasarlandığı bir kalıp yarattı.

Ieyasu'nun tesis ettiği sosyal ve politik yapının entegrasyonunu korumanın bir yolu olarak 1639'da Tokugava Şogunluğu, Japonya'nın kapılarını dış dünyaya fiili şekilde kapatarak, şiddetli bir adım attı. İlk Batılılar Japonya kıyılarına bir önceki yüzyılda Muromaçi döneminde ulaştılar. Ülkeye ateşli silahları tanıtan Portekizli tacirler 1543'te Japonya'nın güneybatısında küçük bir adaya yerleştiler. Sonraki birkaç yıl içinde bunları, Saint Francis Xaviar önderliğinde Cizvit misyonerleri ve İspanyol gruplar takip etti. Hollandalı ve İngiliz tacirler de Japon topraklarına yerleştiler. Avrupalıların bu akınlarının Japonya üzerinde çok derin etkileri oldu. Bu misyonerler özellikle Japonya'nın güneyinde çok sayıda kişinin inanç değiştirmesine sebep oldular. Şogunluk Hrıstiyanlığın birlikte geldiği ateşli silahlar kadar patlayıcı bir potansiyel teşkil edebileceğini fark etti. Sonunda Hrıstiyanlık yasaklandı ve Togukava Şogunluğu, Nagasaki Limanı'ndaki küçük Dejima adası içinde yaşayan bir avuç Hollandalı tüccar, Nagasaki'de yaşayan Çinliler ve arasıra Kore Lee Hanedanlığı'ndan gelen resmi elçiler dışında yabancıların ülkeye girişini yasakladı. Yaklaşık 250 yıl boyunca Japonya'nın dış dünya ile tek bağlantısı bu insanlardı. 18. yüzyılın sonlarından itibaren açılma yönünde giderek artan baskılar 19. yüzyılın ortalarında meyvelerini verdi. 1853 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin dört gemilik bir filosu Tokyo Körfezi'ne demir attı. Bir sonraki yıl aynı ziyareti gerçekleştiren Amerikan filosu bu ikinci ziyaretinde, bu kez iki ülke arasında bir dostluk anlaşmasına imza attı. Bunu, hemen Rusya, İngiltere ve Hollanda izledi. Bu Japonya'nın içe kapalı geçirdiği dönemin bittiğini haber veriyordu. Dört yıl sonra dostluk anlaşmasını ticaret anlaşmalarını izledi. Bu aşamada kervana Fransa da katıldı. İkili anlaşmalar feodal dönemin de sonunu getirdi. Ülke önce kargaşaya sürüklendi. 10 yıl kadar süren kargaşanın ardından Tokugava Şogunluğu tarihe karışırken, 1868 tarihi itibariyle Meiji Restorasyonu dönemi başladı. Hakimiyet İmparatora geçti.

Meiji dönemi Japonya'nın modern tarihinin de başlamasını haber verir. Bu dönemde Japonya Batı'nın yüzyıllar içinde kurduğu modern sanayileri, politik kurumları, kısacası modern bir toplumu 20-30 yılda yaratıverdi. Başkent Kyoto'dan bir önceki başkent olan Edo'ya taşındı. Ancak adı Tokyo olarak değiştirildi. Tokyo, "doğu başkenti" anlamındadır. Yüzyılların birikimi çok geçmeden kendini gösterdi. Ülke her bakımdan gelişmeye ve genişlemeye başladı. Bu gerektiğinde savaş anlamına da geliyordu. 1894-1895 yıllarında Çin ile yapılan savaşı Japonya kazandı ve Tayvan'ı ele geçirdi. Japonya 1904-1905 yıllarında Rusya ile yapılan savaşı da kazandı Güney Sahalin'i eline geçirdi. Aynı yıl Kore'nin yönetimini aldı, bu ülke 1910'da ilhak edildi.Bundan iki yıl sonra da İmaparator Meiji öldü. Bundan sonraki dönemde ülke büyümesini sürdürmekle birlikte ekonomik durgunluklar, siyasi çalkantılar ülkeyi kaosa sürükledi. Egemen güçler arasındaki çekişmeler, ülkeyi İkinci Dünya Savaşı'nın tam ortasına taşıdı. 1945 Ağustos'unda İmaparator'un emriyle halk silahlarını bıraktı, ülke teslim oldu. Ülke altı yıl kadar müttefiklerin kontrolünde kaldı. Bu dönemde ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını değiştirecek, reform nitelikli bir dizi yapılanmaya gidildi. Tarım alanları yeniden paylaştırıldı. Zaibatsu denilen aile şirketleri dağıtıldı. İşçilere ve kadınlara çeşitli haklar tanındı, 1947'de liberal bir anayasa ilan edildi. 1951 San Francisco Barış Antlaşması ile Japonya dış ilişkiler kurma hakkını yeniden kazandı. Bu tarihten itibaren yaklaşık 15 yılda ülke yeniden uluslararası rekabet gücüne ulaştı. 1964 Tokyo Olimpiyatları ülkenin uluslararası arenaya kabul edilişinin ve ülkenin yeniden ayağa kalkmasının tescili niteliğindeydi. Bütün dünyayı etkileyen sosyal olaylar Japonya'da kurumların geliştirilmesi sonucunu doğurdu. Bundan sonraki dönemin en önemli olayları ise 1972'de Okinava'nın Amerikan yönetiminden tekrar Japonya'ya geçmesi ve Çin ile bir uzlaşmaya varılmasıdır. Bu tarihten sonra Japonya özellikle uluslararası ekonomik ve mali piyasa v kuruluşların baş aktörlerinden biri haline geldi.

Devlet Yapısı

Japon Anayasası 3 Kasım 1946'da resmen ilan edildi ve 3 Mayıs 1947'de yürürlüğe girdi. Anayasa'da, Japon halkı demokratik düzen ve barış ideallerini desteklemeyi taahhüt etmektedir. Anayasa'nın başında şu ibare vardır: "Biz, Japon halkı, her zaman için baskı ve taassubun, zulüm ve köleliğin dünyadan uzak tutulması ve barışın korunması için mücadele ederek, uluslararası toplumda şerefli bir yere sahip olmak isteğindeyiz."

Anayasa'ya göre,
  • İmparator, halkın birliğinin ve devletin sembolüdür. Hükümran güç halkın elindedir
  • Japonya savaşı mutlak bir hak olarak reddeder. Ayrıca, gücün diğer milletlerle münakaşa etmek için kullanılmasını ve yönlendirilmesini de reddeder.
  • Temel insan hakları, ebediyen ve dokunulamaz şekilde garanti altına alınmıştır.
  • Eski Asilzadeler Meclisi'nin yerini, üyeleri, Temsilciler Meclisi üyeleri gibi halk tarafından seçilen Senato almıştır. Senato'nun Temsilciler Meclisi'ne üstünlüğü vardır.
  • Yürütme yetkisi, topyekün Parlamento'ya karşı sorumlu olan Kabine'nindir.
  • Anayasa'da kararlaştırılan durumlar dışında Imparator'un hükümetle ilgili yetkisi yoktur. Bunun yanısıra, örneğin, Başbakanı ve Yargıtay baş hakimini atar. Ancak, Başbakan ilk önce Parlamento tarafından, baş hakim de Kabine tarafından belirlenir. İmparator'un ayrıca halk adına kanun ve anlaşmaları yürürlüğe koymak, Parlamento'yu toplantıya çağırmak ve Kabine'nin tavsiye ve tasvipleri doğrultusunda şeref nişanı vermek gibi görevleri mevcuttur.

Japonya, başkent Tokyo da dahil olmak üzere 47 eyalete ayrılmıştır. Eyaletler, şehirler, kasabalar ve köyler yerel yönetimlerin idaresindedir. Eyalet valileri ile şehir, kasaba ve köy belediye başkanları, yerel meclislerin üyeleri gibi, ilgili bölgeye kayıtlı seçmenler tarafından seçilir.

İmparatorluk Ailesi

İmparator Hirohito'nun vefatı üzerine 7 Ocak 1989'da Akihito, Japon İmparatoru olarak tahta geçti. Milletvekilleri ile yaptığı ilk resmi görüşmede İmparator Akihito, Anayasa'ya bağlı kalacağına söz verdi ve ulusun daha da kalkınması, dünya barışı, halkın refahını tesis konularında isteklerini ifade etti. İmparator Hirohito ve İmparatoriçe Nagako'nun ilk oğlu olan İmparator Akihito 23 Aralık 1933'de Tokyo'da dünyaya geldi. Veliaht Prens Akihito 1952'ye kadar Gakushuin Lisesi'nde ilk ve orta öğrenimini tamamladı ve 1956'ya kadar Gakushuin Üniversitesi'nde eğitim gördü. Nisan 1959'da, Shoda Michiko ile evlendi. Savaş sonrası asilzadelik kaldırıldı ve yalnızca İmparatorluk Ailesi üyelerinin asil sıfatlarını kullanmasına izin verildi. Eski İmparator Hirohito'nun evlenen kızları imparatorluk sıfatlarını terketmişlerdir.

Siyasi Partiler

Japonya'nın ilk siyasi partisi Aikoku Koto (Yurtsever Partisi) 1874'de kurulmuş ve hemen ardından hükümetten temsili yasamanın kabul edilmesi talebinde bulunmuştur. Ülkede ilk genel seçimler bundan 16 yıl sonra l Temmuz 1890'da yapılmış ve parlamento ilk toplantısını aynı yıl 29 Kasım'da yapmıştır. Japonya'da kurulmuş olan bu parlamento Asya'nın ilk ulusal yasama organıdır.

Sonraki yıllarda siyasi partilerin içişlerindeki rolü arttı; ancak, II. Dünya Savaşı'nı hazırlayan dönemde milliyetçiliğin tırmanışı partilerin etkisinin azalmasına ve nihayet geçici olarak kapatılmalarına neden oldu. Günümüzde Japonya'daki en büyük 6 siyasi parti şunlardır: Liberal Demokratik Parti, Japonya Sosyalist Partisi, Komeito, Demokratik Sosyalist Parti, Japonya Komünist Partisi ve Birleşmiş Sosyal Demokratik Parti.

Japonya'nın en büyük tutucu grubu olan iktidardaki Liberal Demokratik Parti, II. Dünya Savaşı'ndan sonra 1955'de iki tutucu partinin birleşmesiyle kuruldu. LDP, 1955'den beri kesintisiz olarak iktidarda kalmıştır. Parti Başkanı, LDP'nin Temsilciler Meclisi'ndeki ve Senato'daki üyeleri tarafından iki yıllık bir dönem için seçilir. Başkanlık için dört veya daha fazla aday olduğunda parti üyeleri arasında direkt oylama ile yapılan birinci seçimde ilk üç aday belirlenir ve sonra başkan bu üç aday arasından LDP'nin Parlamento üyeleri tarafından seçilir. Uygulanmakta olan parti kurallarına göre başkan bu görevde iki dönemden fazla kalamaz.

Japonya Sosyalist Partisi, ilk olarak, savaş öncesinde farklı emekçi partilerin birleşmesi ile Kasım 1945'de kurulmuştur. 1951'de sol ve sağ kanatlara ayrıldıktan sonra, Ekim 1955'de ikinci bir birleşme olmuştur. Amacı mevcut Anayasa'yı desteklemenin yanısıra "barışçı ve demokratik devrim" vasıtasıyla sosyalizmin gerçekleştirilmesidir. Temmuz 1986'da Doi Takako JSP'nin başkanlığına seçilmiş ve böylece Japonya'da başlıca siyesi partilerden birinin başına getirilen ilk kadın olmuştur.

Komeito (Temiz Hükümet Partisi), Budizm'in Nichiren Shoshu mezhebinin bir uzantısı olan Soka Gakkai'in siyasi kolu olarak Kasım 1964'de kurulmuştur. Ocak 1967'de katıldığı ilk genel seçimlerde, 25 üyesinin Temsilciler Meclisi'ne seçilmesi başarısını göstermiştir. Komeito, bundan böyle dinden bağımsız olduğunu ilan etmiştir, "insancıl sosyalizm" kavramına dayalı refah bir toplum yaratmak hedefleri arasındadır Demokratik Sosyalist Parti, Ocak 1960'da bir yıl önce JSP'den kopan bir grup tarafından kuruldu. Demokratik yöntemlerle sosyalist toplumun yaratılmasına kendini adayan parti, aşırı ideolojilere karşıdır. Parti programı uyarınca "solda ve sağda kapitalist ve totaliter rejime karşı koymak" için çaba harcayan DSP, bir sınıf partisi değil, "çeşitli toplumsal gruplar arasında menfaat farklılığını ve aynı zamanda ortak ulusal menfaatlerin varlığını kabul eden popüler" bir partidir.

Japonya Komünist Partisi, Temmuz 1922'de siyasi yeraltı cemiyeti olarak kuruldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra resmi bir parti olarak ortaya çıktı. Parti, "halkın demokratik devrimi ve sonraki sosyalist devrim" yoluyla Japonya'da komünist topluma geçilmesini amaçlar. Birleşmiş Sosyal Demokrat Parti, Sosyalist Parti'den önceki yıl çekilen üç parlamento üyesi ve Sosyalist Vatandaşlar İttifakı'nın üç parlamento üyesinden oluşan iki küçük politik grubun birleşmesiyle Mart 1978'de resmen kuruldu. Amacı "yeni ve liberal sosyalizm"i gerçekleştirmektir.

Yürütme

Japonya'nın ilk siyasi partisi Aikoku Koto (Yurtsever Partisi) 1874'de kurulmuş ve hemen ardından hükümetten temsili yasamanın kabul edilmesi talebinde bulunmuştur. Ülkede ilk genel seçimler bundan 16 yıl sonra l Temmuz 1890'da yapılmış ve parlamento ilk toplantısını aynı yıl 29 Kasım'da yapmıştır. Japonya'da kurulmuş olan bu parlamento Asya'nın ilk ulusal yasama organıdır.

Sonraki yıllarda siyasi partilerin içişlerindeki rolü arttı; ancak, II. Dünya Savaşı'nı hazırlayan dönemde milliyetçiliğin tırmanışı partilerin etkisinin azalmasına ve nihayet geçici olarak kapatılmalarına neden oldu. Günümüzde Japonya'daki en büyük 6 siyasi parti şunlardır: Liberal Demokratik Parti, Japonya Sosyalist Partisi, Komeito, Demokratik Sosyalist Parti, Japonya Komünist Partisi ve Birleşmiş Sosyal Demokratik Parti.

Japonya'nın en büyük tutucu grubu olan iktidardaki Liberal Demokratik Parti, II. Dünya Savaşı'ndan sonra 1955'de iki tutucu partinin birleşmesiyle kuruldu. LDP, 1955'den beri kesintisiz olarak iktidarda kalmıştır. Parti Başkanı, LDP'nin Temsilciler Meclisi'ndeki ve Senato'daki üyeleri tarafından iki yıllık bir dönem için seçilir. Başkanlık için dört veya daha fazla aday olduğunda parti üyeleri arasında direkt oylama ile yapılan birinci seçimde ilk üç aday belirlenir ve sonra başkan bu üç aday arasından LDP'nin Parlamento üyeleri tarafından seçilir. Uygulanmakta olan parti kurallarına göre başkan bu görevde iki dönemden fazla kalamaz.

Japonya Sosyalist Partisi, ilk olarak, savaş öncesinde farklı emekçi partilerin birleşmesi ile Kasım 1945'de kurulmuştur. 1951'de sol ve sağ kanatlara ayrıldıktan sonra, Ekim 1955'de ikinci bir birleşme olmuştur. Amacı mevcut Anayasa'yı desteklemenin yanısıra "barışçı ve demokratik devrim" vasıtasıyla sosyalizmin gerçekleştirilmesidir. Temmuz 1986'da Doi Takako JSP'nin başkanlığına seçilmiş ve böylece Japonya'da başlıca siyesi partilerden birinin başına getirilen ilk kadın olmuştur.

Komeito (Temiz Hükümet Partisi), Budizm'in Nichiren Shoshu mezhebinin bir uzantısı olan Soka Gakkai'in siyasi kolu olarak Kasım 1964'de kurulmuştur. Ocak 1967'de katıldığı ilk genel seçimlerde, 25 üyesinin Temsilciler Meclisi'ne seçilmesi başarısını göstermiştir. Komeito, bundan böyle dinden bağımsız olduğunu ilan etmiştir, "insancıl sosyalizm" kavramına dayalı refah bir toplum yaratmak hedefleri arasındadır.

Demokratik Sosyalist Parti, Ocak 1960'da bir yıl önce JSP'den kopan bir grup tarafından kuruldu. Demokratik yöntemlerle sosyalist toplumun yaratılmasına kendini adayan parti, aşırı ideolojilere karşıdır. Parti programı uyarınca "solda ve sağda kapitalist ve totaliter rejime karşı koymak" için çaba harcayan DSP, bir sınıf partisi değil, "çeşitli toplumsal gruplar arasında menfaat farklılığını ve aynı zamanda ortak ulusal menfaatlerin varlığını kabul eden popüler" bir partidir.

Japonya Komünist Partisi, Temmuz 1922'de siyasi yeraltı cemiyeti olarak kuruldu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra resmi bir parti olarak ortaya çıktı. Parti, "halkın demokratik devrimi ve sonraki sosyalist devrim" yoluyla Japonya'da komünist topluma geçilmesini amaçlar. Birleşmiş Sosyal Demokrat Parti, Sosyalist Parti'den önceki yıl çekilen üç parlamento üyesi ve Sosyalist Vatandaşlar İttifakı'nın üç parlamento üyesinden oluşan iki küçük politik grubun birleşmesiyle Mart 1978'de resmen kuruldu. Amacı "yeni ve liberal sosyalizm"i gerçekleştirmektir.

Yargı

Hükümetin yasama ve yürütme yetkilerinden tamamen bağımsız olan hukuk sisteminde, Yargıtay, 8 yüksek mahkeme, Hokkaido dışında tüm eyaletlerde, 4 mahkeme ve l jürisiz mahkemeden oluşan birer bölge mahkemesi kurulmuştur. Bunlara ek olarak pekçok aile mahkemeleri mevcuttur.

Yargıtay bir başhakim ve 14 hakimden kuruludur. Kabinenin belirlediği başhakimi İmparator atar. Diğer 14 hakimin ataması kabine tarafından gerçekleştirilir. Yargıtay hakimlerinin atamaları; atanmalarını izleyen ilk Temsilciler Meclisi genel seçimleriyle birlikte yapılan ulusal referandumla yenilenir. On yıllık dönemden sonra hakimlerin yeniden atanmaları aynı şekilde tekrarlanır. Yargıtay, kanun, düzen, nizam ve resmi işlerin anayasaya uygunluğunun karara bağlandığı en yüksek mahkemedir.

Ulusal Güvenlik

İkinci Dünya Savaşı Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan birer atom bombasıyla sona ermiştir. Japonya, atom bombasının atıldığı, nükleer silahın etkilerini birebir yaşayan tek ülkedir. Bu durum, ülkenin ulusal güvenlik politikasını biçimlendiren en önemli unsurdur. Anayasa'ya da damgasını vuran bu tarihi olgu doğrultusunda Japonya komşularına hiçbir zaman tehdit unsuru olamayacak, ancak etkin bir savunmayı da sağlayacak bir askeri güç oluşturma politikası güdegelmiştir. Öte yandan, nükleer silaha sahip olmamak, bunları üretmemek ve bunların ülkeye girişine izin vermemek biçiminde özetlenen üç nükleer ilke, Japon ulusal güvenlik politikasının temel taşlarını oluşturur. Ülkenin mevcut güvenlik politikasının üç temel direği ise şunlardır: Japonya-ABD Karşılıklı İşbirliği ve Güvenlik Antlaşması'na dayalı yakın bir ittifakı sürdürmek, sürdürülebilir bir savunma yeteneğini amaçlayan Savunma Güçleri'nin modernizasyonu ve daha barışçı, istikrarlı bir uluslararası ortamının yaratılması için aktif bir diplomasi izlemek.

Bilim ve Teknoloji

Japonya teknolojinin en önemli odaklarından biridir. Bilgisayardan nükleer enerjiye, havacılıktan haberleşmeye kadar birçok alanda teknolojinin öncülüğünü yapmaktadır. İlerlemenin itici gücünü, özel sektör, üniversiteler ve devlet üç koldan yapmaktadır.

Uzay teknolojisi: Japonya bu alanda yaptığı çalışmalarla haberleşme, meteoroloji, coğrafya, yayıncılık gibi birçok sektöre uzayın katkılarını sağlamış durumdadır. Bu amaçla birçok uydu yörüngelerine yerleştirilmiş, hizmet vermektedir. Sözkonusu uydular 1986 yılından itibaren Japon yapımı roketlerle fırlatılmıştır. Japonya'nın geliştirdiği ataletli güdüm sistem ve bir ikinci aşama motorlu H-1 roketini kullandığı bu tarih ülkedeki uzay çalışmaları açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Japonya halen kendi gerçekleştireceği insanlı uzay uçuşlarının çalışmalarını sürdürmektedir. Bu arada, uzay istasyonu gibi insanlı ve büyük kapsamlı uzay çalışmalarının içinde aktif biçimde bulunmaya da özen göstermektedir.

Havacılık

Havacılık, Japonya'nın iddiayla geliştirdiği teknolojilerden biridir. 1980'li yıllarda XS-11 ve diğer sivil ulaşım uçakları üzerinde yapılan başarılı çalışmalar, Boeing-767 yolcu jetinin üretilmesi Japon havacılığı açısından tarihi bir dönemeç oluşturdu. Bu alandaki araştırma ve çalışmalar, Japonya'nın bu konuda en önemli rekabetçi ülkeler arasında yer almasına yetecek ölçüdedir.

Nükleer Teknoloji

Japonya'da 35 ticari nükleer reaktör bulunmaktadır. Bu reaktörler sayesinde toplam elektriğin yaklaşık yüzde 30'u üretilebilmektedir.

Alınan bütün etkin önlemlere rağmen, bu konudaki çalışmalara aralıksız devam edilmektedir. Nükleer tehlike anında tehlike önleme sistemlerinin geliştirilmesi ve güvenliğin maksimum düzeyde sağlanması, bu çalışmaların başlıca amacını oluşturmaktadır. Bunun yanısıra nükleer füzyon alanındaki çalışmalar da ülkeyi, ön sıralara taşımıştır. 1985 yılında yapılan JT-60 reaktörü birkaç yıl içinde, o tarih için dünyadaki en yüksek enerji-denge koşullarını yakalamayı başarmıştı.

Biyoloji: Bu alanda elde edilen bulgular, bilgiler çevre, balıkçılık, tarım, gıda sanayii, kimya endüstrisi, ormancılık gibi çok çeşitli sektörlerin gelişimini sağlayan önem veriler olmaktadır. Bu alandaki çalışmalarda genetik ön plana çıkmaktadır. Genetik mühendisliği alanındaki çalışmalar, baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir. Gen haritasının çıkarılmasından, genlerin birbirleriyle ilişkileri ve işlevleri, kanser araştırmaları, hormonlar, ender tıbbi maddelerin üretim teknikleri, biyo-kimya, yeni tür tarım bitkileri ve besi hayvanlarının geliştirilmesi gibi faaliyetler, bu kapsam içerisinde görülmekte ve bu konuda elde edilen yeni veriler sık sık medya organlarında haber olmaktadır.

Deniz Araştırmaları

Bu araştırmalar, denizlerin korunması, enerji, deniz alanlarının kullanımı, biyolojik kaynaklar, deniz dibi zenginlikler gibi konuları kapsamaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalar da tıptan enerjiye, gıda sanayiinden genetiğe kadar birçok alana katkı sağlamaktadır. Japonya deniz ve okyanus araştırmaları konusunda da dünyanın önde gelen araştırmacı ülkeleri arasında yer almayı sürdürmektedir.

Yüksek İletkenler

Bazı metal ve benzeri maddelerin belirli bir ısının altında soğutulduğunda, direnç göstermeksizin elektriği iletme yeteneği anlamına gelen yüksek iletkenlik, 1990'lı yıllarda ileri teknolojide iddialı ülkeler arasında başlıca rekabet alanlarından birini oluşturuverdi. Yüksek iletkenlik, elektrik enerjisi nakli, enerji depolama, manyetik ulaşım, bilgisayar, nükleer füzyon gibi alanlarda büyük avantajlar sağlaması yüzünden kazandığı stratejik önemini sürdürmektedir.

Japonya ayrıca Maglev (manyetik kaldırma gücüyle havada giden) trenler, optik fiber iletişim (haberleşme), yüksek tanımlı televizyon, bilgisayar teknolojilerinde de dünyanın öncü birkaç ülkesinden biri olmayı sürdürmektedir.

Çiftçilik ve Ormancılık

Japonya'nın yalnızca %13,3'ü tarıma uygundur. Bu nedenle Japonya tarımda dışa bağımlıdır. Dünyanın en çok tarımsal ürün ithal eden ülkelerinden biridir bu ülke... Japonya'da yetişen ürünlerin başında pirinç ve buğday gibi tahıllar, portakal, karpuz ve armut gibi meyveler, sığır, piliç, domuz gibi hayvanlar, süt ve yumurta gelir. Tarım alanlarının darlığı verimi ön plana çıkartmıştır. Ülkedeki çiftlikler ortalama 1,47 hektar (14.700 metrekare=14-15 dönüm) büyüklüğündedir. Japon çiftlikleri görece küçük olmasına rağmen, verimlilikte kaydedilen aşamalar, teknoloji ve bilimsel veriler bu küçük alanların en verimli biçimde kullanılmasını sağlamıştır. Tarım makinaları (traktör, kamyonet, kültivatör, pirinç ekme makineleri), ekim yöntemleri (yoğun ekim gibi) ve gübreler sayesinde, dar alanda ülkenin toplam meyve ve sebze ihtiyacının yarısı üretilir. Özellikle yeni teknolojilerin bu başarıdaki rolü çok büyüktür. Japonya'da bazı tarım ürünleri, toprak olmaksızın, su içinde, (hidrofonik yöntem) üretilmektedir.

Genetik mühendisliği de ürünün daha az zahmet ve masrafla ve daha sağlıklı olması yolunda önemli adımlar attı. O kadar ki, taşımada kolaylık sağlayacak küp biçimli karpuzlar, tüysüz ama dayanıklı tavuk gibi hayal gücünü zorlayan projeler üzerindeki çalışmalar yarış halinde sürmektedir. Uzmanlar yakın gelecekte üretilecek mavi renkli biberlerin, kahverengi salatalıkların, pembe marulların sofraları süsleyeceğini, bu süreçte bulunan genetik yiyeceklerle dünyadaki açlık sorununun da çözüleceğini söylüyorlar. Japonyanın tarım dışı arazisinin çoğu ormanlıktır (%68). Ormancılık Japon ekonomisinin önemli bir parçasıdır. Japonya bir ada ülkedir, bu da ülkeyi doğal kaynakları dikkatli kullanmaya itmektedir. Ormanların % 41'i ekilmiş ormanlardır. İklimsel zenginlik ağaç türlerine de yansımıştır. Çoğunlukla görülen ağaçlar sedir, selvi, çam, at kestanesi, kayın ve kafurdur. Ormanların ve ormancılığın Japonya'da tarihi bir önemi vardır. 8. yüzyıldan bu yana başta Kyoto olmak üzere çeşitli kentlerde inşa edilen sarayların ve tapınakların vazgeçilmez, ana maddesi ağaç olagelmiştir. Bununla beraber, günümüzde ağaca sadece inşaat için değil, kağıtçılık, mobilyacılık gibi çeşitli sektörlerde de büyük gereksinim vardır. Bu nedenle Japonya ağaç ihtiyacının % 76'sını ithal eder.

Balıkçılık

Çaysız, ekmeksiz Türkiye düşünülemeyeceği gibi balıksiz da Japonya düşünülemez. Bu da balıkçılığı Japonya'da önemli bir sanayi dalı haline getirmeye yetmiştir. Japonya'da 257.000 dolayında kayıtlı balıkçı teknesi vardır. Bu balıkçılar yılda yaklaşık 6,7 milyon ton balık arz ederler. Ayrıca 1.4 milyon ton balık ve kabuklu deniz hayvanı da özel çiftliklerde üretilir. Bu çiftliklerde 100'e yakın türde balık yetiştirilmektedir. Japonya, buna rağmen balık ihtiyacının % 40'ını dünyanın diğer ülkelerinden ithal ederek karşılamaktadır. Buradan, Japonların ne kadar çok balık tükettiği de ortaya çıkmaktadır.

Enerji

Japonya'nın enerjide kendine yeterlilik oranı sadece % 18,1'dir. Japonya elektriğini termal santrallerden, nükleer santrallerden, sudan elde ettiği enerjiden, jeotermal enerjiden ve güneş enerjisinden elde etmektedir. Ancak başta sanayi olmak üzere ülkenin enerji gereksinimi, bu kaynaklardan elde edilen üretimin çok üzerindedir. Sonuçta ülkenin en önemli dışalım kalemlerini enerjiye dönük olanlar oluşturmaktadır ve bunların başında petrol gelmektedir. Japonya tükettiği petrolün % 99,7'sini ithal etmektedir.

İmalat Sanayii

Japonya'nın ekonomik gücünün büyük kısmı imalat sanayiine dayanır. Arabalar Japonya'nın en çok bilinen ürünleridir. Japonya, 1995 yılında yaklaşık 10,2 milyon araba, otobüs ve kamyon üretmiştir. Bu rakam dünyanın en büyük üretimini de göstermektedir. Araba üretimi ağırlık olarak robotlar tarafından yapılmaktadır. Bu robotlardan kastedilense özel görevler yapmak üzere tasarlanmış karmaşık makinelerdir.

Bu makinalar sayesinde rutin, mekanik işler makine dünyasına devredilirken, insanlara da makinaların henüz yapamadığı, özellikle eğitim, yaratıcılık gerektiren işlere yönelmelerine olanak tanınmıştır. Japonya'da üretilen araçların yaklaşık yarısı dışarıya satılmaktadır. Pazar alanları bakımından konuyu ele alacak olursak pazarları tek tek saymak yerine bütün neredeyse bütün dünya demek daha kolay olacaktır. Japon firmaları ürettikleri arabaları bütün dünyaya satmakla kalmıyor, aynı zamanda çeşitli ülkelerde kurdukları üretim tesisleri ya da ortaklıklarla yurt dışında üretim de gerçekleştirmektedirler. Bu uygulama yıllar içerisinde giderek yaygınlaştı ve üretimin önemli bir bölümü yurtdışına kaydı. Japonya arabanın yanısıra otobüs, kamyon, gemi ve diğer ulaşım araçlarını üreterek, satmaktadır.

Japon elektrikli cihaz ve elektronik endüstrisi de bütün dünyaca ünlüdür. Elektronik cihazların dayanıklılığı, kalitesi Japonya'ya çok önemli bir avantaj sağlamaktadır. Müzik setleri, radyolar, televizyonlar, video kayıt cihazları, fotoğraf makineleri ve bilgisayarlarda "Japon" markası başlı başına bir kalite güvencesi olarak kabul edilmektedir. Evlere giren elektronik cihazların yanında, imalat sanayilerinde kullanılan hassas elektronik cihaz ve ortamların üretildiği başlıca merkez de Japonya'dır. Japonya telekomünikasyonda da dünya lideridir. Tokyo'nun Akihabara semti, göz alabildiğine uzanan mağazaları ile "elektrik-elektronik kenti" olarak bilinir.

Japonya'nın ekonomik gücünü öncelikle imalat sanayii sağlar. Ancak imalat sanayiinin yan etkisi olan çevre kirliliği konusunda Japonya başlangıçta bir istisna oluşturmamıştır. İmalat sanayiindeki büyümeyle birlikte çevre sorunları da ciddi boyutlara ulaşabilmiştir. Ancak Japonya'nın başarısı geçmişten ders alarak, bu sorunları ortadan kaldıracak ya da enaza indirecek teknolojileri ve yöntemleri uygulamada yatmaktadır. Japonya sürekli olarak, imalat sanayiinin yarattığı kirliliği azaltmak için yöntemler geliştirmektedir. Bütün sanayi dalları tarafından çevre korumacılığı için geliştirilen teknolojiler uygulanmaya çalışılmaktadır. Japonya'nın iddialı olduğu bir diğer ürün yelpazesi ise metal, metal ürünleri, kimyasal ve diğer makine endüstrisi ürünleridir.

Ulaşım

Japonya ulaşım altyapısıyla gurur duyar. Dünyanın en hızlı trenlerinden biri Şinkansen (hızlı tren)'den bisiklete kadar akla gelebileck her türlü ulaşım aracını, en kaliteli türevleri ve modelleriyle Japonya'da bulmak, görmek mümkündür.

Ülkede demiryolu ulaşımı önce gelir. Trenler, mükemmel ulaşım altyapısının bir göstergesi olarak tam zamanında kalkar ve gideceği yere zamanında ulaşır. Ülke demiryollarıyla örülmüştür. Şinkansen Kyuşu'daki Hakata'dan Honşu'nun kuzeyindeki Morioka'ya kadar ülkenin bir başından diğer başına demiryoluyla rahat ve güvenli yolculuk yapmak mümkündür. Trenler saatte 270 kilometre hıza ulaşabilmektedir. Tokyo ve Shin - Osaka arasındaki 552,6 kilometrelik mesafe bu trenle 2,5 saatte alınabilmektedir. Tokaido ve Sanyo Şinkansen hattında her gün 400 şehirlerarası tren seferi, Tohoku ve Yamagata hattında ise her gün 159 sefer yapılmaktadır. Şinkansen'in yanı sıra, büyük şehirlerin içinde ve arasında çok yoğun banliyö ve metro hatları hizmet vermektedir. 1995 yılı itibariyle, ülkenin on büyük şehrinde işleyen 36 metro hattı bulunmaktadır. Yalnızca Tokyo metrosunda günde 9 milyonu aşkın kişi yolculuk yapmaktadır. Metro büyüklüğüyle, uygulamalarıyla sık sık dünya medyasına konu olmaktadır. Tren istasyonlarındaki platformlarda, tren durduğunda kapının açılacağı yerleri belirten çizgiler çizilmiştir. Okul ve iş dağılım saatlerinde istasyonlar görülmeye değerdir.

Karayolları da ulaşım sisteminde yer alan önemli bağlantı yollarından biridir. Japonya'daki karayollarının toplam uzunluğu 1 milyon 100 bin kilometreyi aşmıştır. Her kilometre kare araziye yaklaşık 3 kilometre yol düşmektedir.Bu değer, Fransa ve İngiltere'dekinin iki katı, ABD'ndekinin 4.5 katıdır. Karayolları yalnızca uzunluk bakımından değil, alt ve üst yapılarıyla da üstün nitelikler sergiler.

Havayollarına gelince, Japonya'da çok sayıda uluslararası hava alanı bulunmaktadır. Japonya'nın bir ada devleti olduğu hatırlandığında hava alanlarının, ülkeyi dış dünyaya bağlamak bakımından ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Her hafta, Japonya ve diğer ülkeler arasında yaklaşık 1700 uçuş gerçekleşmektedir. İç hat uçuşlarının yapıldığı havaalanlarında da günde yaklaşık 1850 uçuşla çok yoğun bir hava trafiği yaşanmaktadır. Deniz yolu da ulaşımın önemli araçlarından biridir. İrili ufaklı yüzlerce adayı birbirine bağlamakta deniz ulaşımının önemini tarih boyunca çok iyi anlayan Japonya, teknolojinin son ürünlerini bu alanda da kullanmaktan geri kalmamıştır. Dört büyük adayı deniz, hava ve karayolu ile birbirine bağlayan Japonya bununla yetinmeyip, 1988 yılında Honşu adasını dünyanın en büyük tüneli ile Hokkaido'ya, Seto İç Denizi üzerinden de köprü ile Shikoku adasına bağlamıştır.

Yatırımlar

Japonya'nın ticaret portföyünde dünyanın tamamına yakını bulunur. Ancak en büyük ticaret ortağı ABD'dir. Japonya dışsatımının yaklaşık %30'unu ABD'ne yaparken, bu ülkeden ithalatı %23 seviyelerinde seyreder. Bu da ikili ticarette ABD lehine bir makası işaret eder. Japonya'nın öteki ticaret ortakları Avustralya, Çin, Hong Kong, Endonezya, Kore Cumhuriyeti, Malezya, Singapur, Tayvan, Tayland, Kanada ile Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleridir. Çok sayıda Japon şirketi ülke dışında, dünyanın çeşitli bölgelerinde fabrika ve tesisler kurmuşlardır. Yerinde üretim, öncelikle nakliyat ve işgücü maliyetlerinden büyük oranlarda tasarruf sağlamaktadır. Bu tasarrufu maksimize etmek isteyen firmalar, işçi ücretlerinin düşük olduğu ülkeleri tercih etmektedirler. Kıtanın önemli pazarlarına yakınlık da bir başka tercih unsuru oluşturmaktadır. Japonya'ya bakıldığında, deniz aşırı yatırımların neredeyse yarısının Kuzey Amerika ülkelerine gittiği görülmektedir. Bunun dışında Avrupa, Asya ve Latin ülkelerine de yatırım yapılmaktadır. Bu çerçevede Japonya'nın yatırım yaptığı ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. Sözkonusu Japon firmaları çoğu, fabrika, tesis kurdukları yerel toplumun bir parçası haline gelmeye özen göstermektedirler. Bu çerçevede o toplumun sorunları ile ilgilenmekte, çevresel, kültürel projelere katılmakta, yerel yönetimlerle işbirliği yapmaktadırlar. Japon şirketlerinin yurtdışındaki yatırımlarında 2 milyona yakın yerel işçi çalıştırılmaktadır.

Yabancı şirketler de Japonya'ya yatırım yapmaktadır. Bu şirketler, 31 Mart 1994 itibariyle Japonya'da özellikle eczacılık, iletişim ve enformasyon işleme dallarında 1 yılda 3,1 milyar dolar yatırım yapmışlardır.